Son dönemde sosyal medyada, Facebook ve Instagram’daki bazı sayfalarda katılımcıların “60 ve 70’lerde her şey daha güzeldi” yorumlarını, o yılların Avrupa’sında çekilmiş siyah beyaz fotoğraflarla paylaştıklarına şahit oluyorum ve açıkçası bunları çok anlamsız buluyorum.
Hayır! Niye Anadolu’dan bize ait bir aile ve coğrafya fotoğrafı değil de Avrupa’dan, spor araba başında toplanmış 4-5 “zippivari” kızın gülüşmelerinin mutlu anları paylaşılıyor? Bir de fotoğrafın altına “70’lerde babaannelerimiz böyle giyiniyordu” yazmıyorlar mı, ifrit oluyorum! Yok efendim, öyle bir şey! Benim babaannem de anneannem de öyle değildi. Düşünülmeden yapılan bir eşleştirme bu. Bu fotoğraftaki giyim tarzı ancak İstanbul’da yaşayan, memleketten bihaber yaşam süren, cicili bicili giyinen 17-18 yaş grubundaki burjuvaziye ait olabilirdi.
Genelleme üstü çok geniş bir genelleme bu. 1970’lerin Türkiye’sinde böyle mutlu mesut poz veren bir tablo yoktu. Keşke “büyük batı kentleri” ve “Anadolu illeri” diye bir ayrım yapsaydınız. Bu tarz giyim özgürlüğü tabana ancak 1990’larda yayıldı. Eskinin belli dönemleri evet güzeldi; o güzelliklerin temel sebebi ise yokluk ve türlü buhranlar içinde bile insanların birbirleriyle olan manevi alışverişleriydi. Maddi imkânların ancak yardımlaşma ve farklı imece usulleriyle karşılanmasıydı. Yoksa ne o günlerin modası ne de teknolojisi bizi mutlu eden asıl unsurlardı; hiçbir zaman da olamadı.
Her şeyin bir ruhu vardı ve ortadaydı. Nesneler ve imkânlar insanın iç huzuru ile kullanıldığında güzeldi. Bugün dünyanın en yüksek makamındaki yönetici de olsanız, en iyi arabasına da binseniz, en güzel yemeklerini de yeseniz o günlerin tadını asla alamazsınız. Çünkü çevreniz ve toplumunuz ruhunu kaybetmiş. Bu negatif etkileşimle sahip olduğunuz huzur ve keyif ne kadar sürer ki? Aza kanaat eden bir toplum gitti; yerine tüketimin her türlüsünü damarlarına enjekte eden bir toplum geldi. İşte bu yüzden geçmişe duyduğumuz bu özlemler, bu ah çekişler… Yani bilinçaltımızın çığlıklarının sesi bu yankılanan. Eski dönemlere hayranlığımızın bir diğer sebebi de çocukluk ve gençlik yıllarındaki deneyimlemelerin heyecanı, toplumun bizi kabullenişi, ekonomik özgürlüğe geçişteki elde ettiğimiz türlü kazanımlar… Tabii bunlar da gerçek hayatı ve zorlukları yaşamaya başlayınca sona erdi. Neyse, konu uzun ve ben burada nokta koyayım.

