Toplum, beklemeye de bekletilmeye de hiç bu kadar müptela olmamıştı. Arza talep sevdamız doruk noktasına ulaşmışken; herkesleşerek, ortak müştereklerde türlü algı yönetimlerine kapılarak, hatta daha doğrusu aldanarak 16:9 formatında bir cam ekranın arkasına, burnumuzu yapıştırmış vaziyette bakıyoruz.
Herkesin her şeyi temelsiz, desteksiz bir şekilde; art ya da iyi niyetli bir biçimde paylaştığı sanal bir dünyayı kendi gerçek dünyamızla yer değiştiriyoruz. Çünkü sanalın uçsuz bucaksız, herkesi tavlayan eğlence ve tavsiyeleri bize daha renkli ve heyecan verici geliyor.
İşte Timoléon Marie Lobrichon’un “Oyuncakçı Vitrini” tablosu bana bu düşünceleri ürettiriyor. Sadece oyuncağa odaklı çocuklara benzeyen milyarlarca koca insan! Ödül ve başarı peşinde koşan ancak zora, zahmete zerre bulaşmak istemeyen kolaycı milyarlar…
Hepimize kolay gelsin!

