Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim. Gece yıldızla dolu, ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta. Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Bu dizeleri her okuduğumda, aşkın diline hayran kalırım; fakat bir de madalyonun diğer yüzü var. Bu kadar güçlü aşk dizeleri yazan bir adamın, gerçek hayatında ailesine, özellikle engelli kızına karşı gösterdiği o derin duygusuzluk, ne kadar enteresan, değil mi? Ünlü şair Pablo Neruda’dan bahsediyorum.
Şiirlerinde bir meslek icra ediyormuş gibi duygular üretirken, gerçek yaşamındaki duygularını köreltmiş olması, belki de kafasındaki aşka aşık olmasından kaynaklanıyordu.
Belki de şiir, onun için sadece acılarını ve sevgisini somutlaştırdığı bir kaçış alanıydı. Bu sanat, ona hayatta kuramadığı bağları, bir metin içinde kusursuzca örme imkanı sunuyordu. Ancak aşk, sadece güzel kelimeler söylemek ya da uzaktan hayranlık duymaktan ibaret değil maalesef. Gerçek sorumluluk, hayatın ve ilişkilerin zorluklarında yanında olabilmeyi gerektirir. Şair olmanın mesleki getirisiyle, insan olmanın ahlaki sorumluluğu arasındaki bu uçurum, belki de en büyük trajedisiydi onun..

