Yeni bir “pes ettim” anında..

Sabır nedir?

​Neden sabredilir?

​Güzel bir sonuç için mi?

​Peki, kimin için?

​Kişi, sonunda sadece kendi yüzü gülsün diye mi sabreder, yoksa sıkıntıya dâhil olan herkes rahatlasın diye mi?

​Bence sabır, toplu hâlde rahatlık elde edebilmek için dayanılacak bir şey değil. Çünkü bu, insanın kaldırabileceği bir imtihan değil. Sabredecekse insan, önce kendi huzurunu ve refahını tekrar kazanabilmek için sabretmeli. Ve bu sabrın bir sonu olmalı mutlaka; çünkü belirsizlik içinde sürekli gösterilen sabır insanı tüketir. Bir takvimi, bir planlaması olması lazım her cefaya katlanmanın. Sonu aydınlık ise dayanılmalı her belaya ve acıya.

​Ben, bugüne kadar kendim dışında başka insanların huzuru için sabrederdim. Fakat insan zamana bağlı olarak değişiyor; belki olgunlaşıp en doğru şıkka doğru atıyor adımlarını. Yakılacak ne kadar gemi varsa yakmayı bu zaman içinde kafasına koyuyor. Kaybedeceği şeyleri düşünmekten kazanacaklarını bir an bile hayal edemeyen bir insandan daha acınılacak kim vardır şu hayatta?

​Yaptığınız her fedakârlık ve gösterdiğiniz her anlayış size nankörlük olarak dönüyorsa, bunu nasıl bir sabırla kaldırabilirsiniz ki?

​Başkaları için yaşamaktan kendini hep azaltan insanların acı çektiği bir dünyadır bu dünya. Gücünü boşa tüketenlerin, enerjilerini birilerine aktarıp kendine bir selam vermeyi dahi beceremeyen, azap içinde kendi kendine ettiği bir dünya…

​İşte bu azaptaki çoğunluğun içinde yaşayıp giden ben, artık kendimi hiç önemsemediğim kadar önemsemek arzusuyla yanıp tutuşuyorum bu saatten sonra. “Meğer kendimi yaşamayı ne çok özlemişim!” diyorum. Kediler ve köpekler şahidim olsun ki artık azapta yaşayan çoğunluğun safından ayrılıyorum; bencilliğin, anlayışsızlığın safında kendime yer arıyorum.

​Yalnız ben! Hep “Önce ben!” diyerek gezinebileceğim sokaklar, caddeler belirliyorum. Bir kere de huzursuz ama bir yandan da geçici mutlulukların başımı döndüreceği anlara teslim olmak istiyorum.

​Yarın, bugünün arzularının yardımcısı olsun…

​— Tevfik Sadi