Dış görünüş önemli olmasaydı, uğur böceğini sevdiğin gibi hamam böceğini de severdin.”
Ben bile kendi içimde bu çelişkiyle yüzleşiyorum bazen. Hakikati doğrudan kucaklamak yerine estetiğin sunduğu o konforlu tüllere sarılmayı seçiyorum. Görünür olanın bana verdiği o ilk sevinç, özün ne söylediğini duymamı engelleyen sağır bir perde oluyor adeta. Estetiğin, ahlakın ve vicdanın kılıflı bir ambalajı olduğunu çok geç fark ettim; ambalaj parıldadığında içindekinin ne olduğuna bakmaksızın kapılıp gidiyorum. Uğur böceği sırtındaki kırmızı zırhla masumiyetin kartvizitini taşırken, hamam böceği karanlığın ve köhnekliğin ifşa olmamış sureti gibi üzerime geliyor. Oysa varoluşun hakikati her ikisinde de aynı nefesten ibaret. Gözümle sevip kalbimle yargıladığım sürece, gerçeğin yalnızca vitrinini alkışlayan bir kukladan öteye geçemeyeceğimi çok iyi biliyorum.

