Sütunlar: INFJ Kişiliği ve Bireyleşme

Son iki yıldır çok yoğun bir Jung hayranlığım var. Bu sebeple web sitemde az kalsın bir başlığa psije ismini verecektim. Psije, bilmeyenler için açıklayayım. psişe(psyche) jung ekolüne göre kişiliğin tümü demek. Latince’den gelen bu sözcük “ruh” anlamına gelse de günümüzde “zihin” kelimesi ile birleşmiş. Bilinçli ya da bilinçdışı tüm duygu , düşünce ve davranışları içeriyor sizin anlayacağınız..

Jung insanlari kişilik tiplerine belli guruplara (16 ) ayırmıştı. Jung ayrıca dünyada çok nadir görülen bir kişilik tipinden bahseder. İşte o tip’in adı INJF ..

Jung bu tipin dünyada ancak %1 oranında var olduğunu iddia eder. Jung’un bu tipin özelliklerini okur okumaz, kendimin de bir INFC olduğuna dair fikrim oluştu 🙂

Meselâ bu karakter tipine mensup insanlar gözlemcidir der Jung. Ortamın nabzını yoklar, bir olaya ilk atlayan olmazlar hiç bir zaman. Olayları kenarda durup izledikten sonra, içgüdülerinin ve ortaya konulan veriler önderliğinde, edindikleri intibaya fikir paylaşımında bulunurlar. Bu davranış modeli bire bir ben desem hiç yanlış olmaz.

Yine empati güçleri çok kuvvetlidir bu tipte olanların.  Karşılarındaki insanın ne düşündüğü, ne hissettiğini çok onemserler. Diğerlerinin çıkarları ve sağlıkları için mücadele etmeye hazır tiplerdir.Kendilerine dönecek herhangi bir çıkar gözeterek değil de bunu sosyal bir refleksle yaparlar. Yani başkalarının faydasını da ciddi önemser ve korumaya çalışırlar. Bunu fıtratsal bir içgüdü ile yaparlar. Buna hakkaniyete olan inanç da diyebiliriz.

Yine bir başka özelliği; Çocukluklarında da genelde oyunlara ilk atlayan, diğer çocuklarla hemencecik kaynaşan tipler olmadıkları için anne-babaları ve yakın çevreleri tarafından “çekingen”, “utangaç” olarak addedilirler. Aslında bu çekingenliklerinden değil kendilerine güvenli alan oluşturma çabasından gelir. Ortam ve o ortamdaki kişi prototipleri kısa bir analizle değerlendirilir ve sonuca göre iletişim kurar. İşte benim çocukluğum da böyleydi. Neredeyse lise sona kadar böyle bir cocukluk ve ergenlik yaşadım.

Bu tipin bir de ara bulucu ve ortamdaki gerilimi azaltma becerisi vardır. Çevrelerinde çıkan kavga ve kuvvetli tartışmalarda kişileri anlayacağı dilden bir iletişim kurarak normalleşme sürecine sokabilirler. Şu yaşıma kadar ayırdığım kavga ve katıldığım hemen her tartisma da bu özelliğimi kolaylıkla kullandığımı içim çok rahat söyleyebilirim. Buna tipler için gizli lider de diyor uzmanlar. Yani kamera önü değil arkasında yönetmek.

İşte burası benimle tam olarak benzeşen nokta.ilerleyen yaşla beraber sosyal çevreleri, sosyal zekaları, gözlem ve tecrübeleri geliştikçe çok çabuk ve kolay iletişim kurabilen insanlara dönüştükleri için sıklıkla dışa dönük karakterlerle karıştırılırlar. Aslında bu dışa dönüklük değil uzun soluklu bir gözlem ve deneyimlemenin boşalma sürecidir. Bunu ben bir volkan vakti gelinceye kadar sakin kalıp akabinde metrelerce yükseğe lav püskürtmesine benzetiyorum. Bu insanlar sosyal çevrenin içine fazla karışınca yorulup,kendilerini yenilemek için daima kendi iç dünyalarına dönmeyi, kalabalık ortamlardan kaçınmayı arzu ederler. Mesela, bir eğlence ortamında en dikkat çeken olarak göremezler hiç bir zaman. Her zaman otokontrolünü dengede tutar. İç dünyalarına döndüklerinde yakın çevresi onlar hakkında bir bunalım ya da melankoli yaşadığına inanırlar neredeyse. Oysa bu durum çok uzun sürmez. Kısa bir deşarj olma süresi kadar hayatın kalabalıklarından uzaklaşırlar sadece.

Bu uzaklık çok büyük bir oranda evlerinde yaşanır. Kitap okuma, film izleme ya da bir hobi ile bu sakinleşmeyi çok rahat kazanırlar.

İşte yukarıda saydığım bu özellikler Jung’un tespitleri. Eğer Jung’un bu tespitleri yaptığı insan sayısı gerçekten bu kadar azsa sıkıntı var bence dünya için. Çünkü bu özellikler ideal insan kavramının temelini oluşturan kriterler. Kendimi böyle bir insan tipine yerleştirmiş olmam belki size ukalalık olarak gelebilir:) Ama inanın kul kendini bilir. Bu sebeple kendimi şanslı hissediyorum dersem de hiç yalan olmaz. Hayatta kaç milyar insan ideal ya da kâmil insan olmayı gerçekten istemiş ve bunun için yani insan kalmak için çabalamıştır ki? Jung’un bu  hesabına göre bunu isteyen insan sayının azlığı, dünyanın şuan yaşadığı kaosun sebeplerinin en başında geliyor bence.

Hülâsa; %1 görülen ender insanlardan biri olduğumu düşünmemin size hiç bir getirisi yok. Çünkü tanışmıyoruz. Ancak yakın çevrenizde INFJ kişilik tipinde birini tanırsanız ona iyi tutunun ve onu bırakmayın derim naçizane…

 

 

 

 

Son iki yıldır oldukça yoğun bir Jung hayranlığım var. Bu sebeple, web sitemde az kalsın bir başlığa “Psije” ismini verecektim. Bilmeyenler için açıklayayım; psije (psyche), Jung ekolüne göre kişiliğin tümünü ifade eder. Latince kökenli bu sözcük “ruh” anlamına gelse de günümüzde “zihin” kelimesiyle birleşmiştir. Bilinçli ya da bilinç dışı tüm duygu, düşünce ve davranışları kapsar.

​Jung, insanları belli kişilik tiplerine (16 grup) ayırmıştır. Ayrıca dünyada çok nadir görülen bir kişilik tipinden bahseder: INFJ. Jung, bu tipin dünyada ancak %1 oranında var olduğunu iddia eder. Jung’un bu tipin özelliklerini okur okumaz, kendimin de bir INFJ olduğuna dair kuvvetli bir fikir oluştu bende. 🙂

​Jung’a göre bu karaktere sahip insanlar iyi birer gözlemcidir. Ortamın nabzını yoklarlar; hiçbir olaya ilk atlayan olmazlar. Olayları kenardan izledikten sonra, içgüdüleri ve ellerindeki veriler önderliğinde edindikleri intibaya göre fikirlerini paylaşırlar. Bu davranış modeli bire bir beni tanımlıyor.

​Yine bu tipin empati gücü çok kuvvetlidir. Karşılarındaki insanın ne düşündüğünü ve ne hissettiğini çok önemserler. Diğerlerinin çıkarları ve sağlığı için mücadele etmeye hazır tiplerdir. Bunu kendilerine dönecek bir çıkar gözetmeden, sosyal bir refleksle yaparlar; yani başkalarının faydasını da içtenlikle korumaya çalışırlar. Bunu fıtratsal bir içgüdüyle, hakkaniyete olan inançlarıyla yaparlar.

​Bir diğer özellikleri ise çocukluk yıllarıdır. Genelde oyunlara hemen atlayan, diğer çocuklarla çabucak kaynaşan tipler olmadıkları için yakın çevreleri tarafından “çekingen” veya “utangaç” olarak nitelendirilirler. Aslında bu durum çekingenlikten değil, kendilerine güvenli bir alan oluşturma çabasından kaynaklanır. Ortamı ve oradaki kişi prototiplerini kısa bir analizle değerlendirir, sonuca göre iletişim kurarlar. Benim çocukluğum ve ergenliğim de neredeyse lise sona kadar böyle geçti.

​Bu tipin bir de arabulucu olma ve ortamdaki gerilimi azaltma becerisi vardır. Çevrelerinde çıkan kavgalarda veya şiddetli tartışmalarda, kişilerin anlayacağı dilden bir iletişim kurarak ortamı normalleştirme sürecine sokabilirler. Şu yaşıma kadar yatıştırdığım kavgalarda ve katıldığım hemen her tartışmada, bu özelliğimi kolaylıkla kullandığımı içim rahat bir şekilde söyleyebilirim. Uzmanlar bu tipteki insanlar için “gizli lider” ifadesini kullanırlar; yani kamera önünde değil, arka planda yönetenlerdir.

​İşte burası benimle tam olarak örtüşen nokta. İlerleyen yaşla beraber sosyal çevreleri, sosyal zekaları, gözlem ve tecrübeleri geliştikçe çok çabuk ve kolay iletişim kurabilen insanlara dönüştükleri için sıklıkla dışa dönük karakterlerle karıştırılırlar. Aslında bu, dışa dönüklük değil; uzun soluklu bir gözlem ve deneyimlemenin boşalma sürecidir. Bunu, vakti gelinceye kadar sakin kalıp akabinde metrelerce yükseğe lav püskürten bir volkana benzetiyorum. Bu insanlar sosyal çevrenin içine fazla karışınca yorulurlar; kendilerini yenilemek için daima kendi iç dünyalarına dönmeyi ve kalabalık ortamlardan uzaklaşmayı arzu ederler. Mesela, bir eğlence ortamında asla en dikkat çeken kişi olmazlar; her zaman otokontrolü dengede tuturlar. İç dünyalarına döndüklerinde yakın çevreleri onların bir bunalım ya da melankoli yaşadığını düşünür. Oysa bu durum çok uzun sürmez; sadece kısa bir “deşarj” süreci kadar hayatın kalabalığından uzaklaşırlar.

​Bu uzaklaşma, büyük oranda kendi evlerinde gerçekleşir. Kitap okumak, film izlemek ya da bir hobi ile bu dinginliği çok rahat kazanırlar.

​Yukarıda saydığım tüm bu özellikler Jung’un tespitleridir. Eğer Jung’un bu tespitleri yaptığı insan sayısı gerçekten bu kadar azsa, dünya için bir sıkıntı var demektir. Çünkü bu özellikler, “ideal insan” kavramının temelini oluşturan kriterlerdir. Kendimi böyle bir kişilik tipine yerleştirmiş olmam belki ukalalık gibi gelebilir ama inanın, insan kendini bilir. Bu sebeple şanslı olduğumu düşünürsem yalan olmaz. Hayatta kaç milyar insan “ideal” ya da “kâmil” insan olmayı gerçekten istemiş ve bunun için, yani insan kalabilmek için çabalamıştır ki? Jung’un bu hesabına göre, bunu isteyen insan sayısının azlığı, dünyanın şu an yaşadığı kaosun en büyük sebeplerinden biridir bence.

​Hülâsa; %1 oranında görülen ender insanlardan biri olduğumu düşünmemin size doğrudan bir getirisi olmayabilir, çünkü tanışmıyoruz. Ancak yakın çevrenizde INFJ kişilik tipinde birini tanırsanız ona iyi tutunun ve onu bırakmayın derim naçizane…