Ah Japonya! Ne alâ memleket değil mi? Ama aslında Japonya’nın bir görünen yüzü, bir de o meşhur “mucize”sinin arkasında saklanan o karanlık gerçek var. Bizler teknolojiye hayranlıkla bakarken, onlar insani olarak çökmek üzereler. Giderek artan intihar sayıları hepinizin malumudur.
Acaba diyorum Mustafa Kemal Atatürk’ün bize hitaben söylediği ” Tek bir şeye ihtiyacımız var: o da çalişmak ” sözünü bunlar kendilerine mi rehber edindiler?
İnsanı bakımdan bir uçurumun kenarında dolaşan bu özü sözü bir insanlar nasıl bu hale geldiler! Bu kötü gidişatın en somut kanıtı da, o meşhur hafta sonu evlilikleri. Adamlar çalışma manyağı oldukları için, insanlıklarını unutmamak ve sosyalleşmek adına kendilerine iki günlük evlilikler yaratmışlar. Haftanın beş günü full mesai, kalan iki gün ise evlilik adı altında fiziksel ihtiyaçları giderme ve sözde sosyal olma süreci. Üstelik bu modelde çocuk falan düşünen yok; zaten doğum oranları bitme noktasında, yaşlı nüfus çığ gibi büyüyor.
Japonya’nın süper sistemli, disiplinli olduğu bir masaldan ibaret. Orada yaşamak artık bir çılgınlık. Eskiden herkes Japonya’ya gitmek isterdi, şimdi ise bu çalışma hırsının onları sistematik olarak bitirdiğini herkes görüyor. Sadece kendileri farkında değil; İkinci Dünya Savaşı’ndan beri süren o başarının sonsuza kadar devam edeceğini sanıyorlar.
Hele ki bir de gençlik kısmı var ki, tam bir facia. Ana babaları sürekli çalıştığı için sosyal bağ kuramayan bu nesil, ileride daha da korkunç bir insanlık senaryosu yazacak. Sözün özü; Japonlar ibretlik bir sona doğru koşuyor ve biz bu çöküşü sadece izlemekle kalmayıp, ders çıkarmak zorunda kalacağız çok yakında..

