Popüler olana, sosyal medyada viral olan her şeye ilgi duyuyor ve onları takip ediyoruz. Özellikle son 10 yıldır bu toplumsal davranış modelimiz iyice tavan yaptı. Peki, daha önceki yıllarda popülaritesi yüksek olan şeylere kayıtsız şartsız sempati beslemiyor muyduk?
Bu sorunun cevabına çok net bir şekilde “evet” demek mümkün. Mesela hafızanızı biraz zorlarsanız “Farım da hep açık, yolum da” sloganını hatırlarsınız. Bir otomobil firmasının 1999 yılında başlattığı bu kampanya, sürücüleri gündüzleri de far açmaya davet ediyordu. “Daytime Running Light (DRL)” olarak adlandırılan uygulama, tarihe baktığımızda 1972 yılında Finlandiya tarafından başlatılmış ve diğer İskandinav ülkelerince takip edilmişti. Trafik kazalarını azaltmak için bulunmuş bir uygulamaydı; gündüz far açmanın farkındalık yaratacağı ve sürücülerin trafikte daha kontrollü olacağı öngörülmüştü. Biz de millet olarak bu slogan üzerinden yaratılan popüler akıma tam iştirak etmiştik. O yılı hatırlıyorum da, trafikte gündüz far açmayan neredeyse yoktu. Ancak bu sürekli far olayı, bazen trafik polisinin çevirmelerini diğer sürücülere haber vermek için yapılan “farların yakılıp söndürülmesi” eylemiyle karıştırılıyordu. 🙂 O günkü anlamıyla bu hareket, karşıdan gelen sürücüye “Kardeşim ileride çevirme var, hızını düşür de okkalı bir ceza yeme” mesajını veriyordu ki çok da işe yarardı. Ancak bugün artık ne çevirmeyi haber veren sürücüler ne de “Farım da açık, yolum da” mesajını benimseyenler neredeyse kalmadı. Tabii ben hariç! 🙂
Belki inanmazsınız ama ben hâlâ hem aracımla hem de motosikletimle seyahat ederken gündüz de farımı açarım. Bunun sebebi, gündüz far açtığımda diğer sürücüler tarafından daha kolay fark edildiğimi düşünmem. Ancak yazımın başında belirttiğim gibi, vakti evvelinde insanların bu uygulamanın faydasına değil de popülaritesine ayak uydurmak için katıldığına hiç kuşku yok. Çünkü millet olarak düşünmeden iş yapmak, sonradan kazandığımız bir fıtrata dönüşmüş…
Bugün dijital dünyanın sunduğu “anlık popülerlik” algısı, o eski samimi ama bir o kadar da sürü psikolojisine dayalı davranışlarımızı daha da törpüledi. Eskiden bir akıma katılmak için bir radyo reklamı veya bir gazete manşeti yetiyordu; şimdi ise saniyeler içinde binlerce kişinin aynı şeyi yapması bizi “doğru” yolda olduğumuza inandırıyor. Oysa bir uygulamanın popüler olması onun her zaman en mantıklı yol olduğunu göstermez; ancak sizin yaptığınız gibi, popülarite geçtikten sonra bile arkasındaki mantığı kavrayıp uygulamaya devam etmek, “sürü”den ayrılıp “birey” olmanın en güzel kanıtıdır. Modern zamanlarda bu tür küçük, kişisel ritüelleri koruyabilmek, aslında kendi düşünce özgürlüğümüzü ilan etmenin de sessiz bir yoludur.
Aklıma takılmışken bunu da yazayım istedim.

