Asıllar, taklitler ve çok benzerler…

Çok büyük elemlere, üzüntülere sarmalanmış acayip duygular besliyoruz bugün milletçe… Üzüntü ve acı dediğimiz duygularımız, her haber bülteninde içimizde üst üste biniyor.

​Olduğu yere çöküveren binalar; o enkaz yığınlarının altında can veren binlerce insanı düşünmek, ardından vefat edenlerin yakınlarının acısını hissetmek, en son da o büyük felaketten kurtulanların bu soğukta yaşadığı ve yaşayacağı türlü türlü travmalar…

​Saatler ilerledikçe enkazlardan çıkacak mucize kurtuluş haberlerine odaklanıyoruz. “Bir can, bir candır” diyerek dua ediyoruz. Zaten elimizden başka bir şey de gelmiyor; tabii AFAD, Kızılay ve benzeri yardım kuruluşlarına gönderdiğimiz SMS’leri, yolladığımız kıyafet ya da erzak malzemelerini saymazsak eğer.

​Şimdi gardırobumda elime kışlık ne geçerse bir kutuya dolduruyorum. Meğer ne çok kıyafetim varmış, onu anlıyorum şu an. Monttan atkıya, eldivenden kazağa kadar her şeyden ikişer, üçer adet… “Niye duruyor ki dolapta bu kadar şey? Neyi bekliyor, kimi?” diye düşünürken, cevabı anında o soruyla ilişkilendiriyorum: Elbette afetzede halk için. Bu sebeple biraz rahatlıyor içim. “İyi ki vermemişim birilerine” diyorum. En çok ihtiyacı olan insanların elinde, sırtında ve başında biraz sıcaklık oluşturmanın huzurunu hissediyorum.

​Allah’ım, sen büyüksün. Sen şimdi orada yarası sarılanın da, yara saran her kulunun da yardımcısı ol. Bizleri her türlü belâ ve musibetten muhafaza et.