Ey Edip Adada Pide Ye

Bugüne kadar tersten okuyunca anlamı değişmeyen ‘radar’, ‘küçük’, ‘küllük’ ve ‘121’ gibi kelimelerle veya ‘Ey Edip Adada Pide Ye’ gibi cümlelerle karşılaşmıştım. Meğer dil literatüründe buna ‘palindrom’ deniyormuş. İnsanın öğrenmesi bitmiyor; hatta kişi, öldüğü son ana kadar öğrenmeye devam ediyormuş. ‘Palindrom’ kelimesi, Antik Yunanca ‘tekrar geriye doğru koşma’ anlamına gelen ‘palindromos’ kökünden geliyormuş ve bu terimi 17. yüzyılda İngilizceye kazandıran kişi Henry Peacham olmuş. Bu arada Sator Arepo diye örnek verdiğim tarihteki olay şuymuş: Sator Arepo ifadesi, ünlü ‘Sator Karesi’ olarak bilinen beş kelimelik Latince bir palindromun parçasıymış. Bu kare, ilk olarak Pompeii gibi antik Roma kalıntılarında bulunmuş ve tarihte bir tür büyü ya da koruyucu muska olarak kullanılmış. Kelimeler yatay ve dikey olarak aynı şekilde okunabiliyormuş. Türkçede palindrom olur da başka dillerde olmaz mı? İngilizcede ‘racecar’ veya ‘madam’, Latincede ise zamanın geçtiğini belirten ‘Sator Arepo Tenet Opera Rotas’ gibi ünlü ifadeler bunlara örnek gösteriliyormuş. Palindromlar üretilmeye devam edilebilir haldeymiş. Mantık olarak bundan sonra da yeni palindromlar kazandırılabilir ama eskisi kadar denk gelir mi, onu bilemem. Türkçeden birkaç ilginç kelime ve cümle örneği daha ekleyelim: ‘Nazan’, ‘ Mum’, ‘Aba’, ‘Ada’, ‘Ata’, ‘Ana’, ‘Yatay’, ‘Neden’, ‘Keke’, ‘Teğet’, ‘Yapay’ gibi kelimeler ile ‘Traş ol Rıza şart.’, ‘Anastas mum satsana.’, ‘Anastas mum satsan da mum satsana.’, ‘Zamanda namaz.’, ‘Rıza, halı sahada hazır.’ gibi cümleler tersten ve düzden okunuşu aynı olan diğer örnekler. Bu bilgiyi öğrenince elimize ne geçti? Belki bir gün bir yarışma programına katılırsanız, orada iyi bir para ödülü almanızı sağlayacak soru buydu, onun dışında bize kattığı bir şey yok.

Yaa bi dakika!

Madem tersten ve düzden aynı okunan palindromlara baktık, bir de bunların tam tersi olan ‘semordnilap’ kavramına değinelim. Semordnilap, düzden okunduğunda oluşan anlamla, tersten okunduğunda tamamen farklı bir anlama gelen kelimeleri ifade ediyor. Yani, bir kelimenin tersi başka ve anlamlı bir kelime oluşturuyor. Bunları da siz bulun eğer üşenmezseniz..

Bizi “biz” yapan değerler derken?

Biz kavramı, aslında çok geniş bir kitleyi ya da toplulumu ifade eden üç harflik bir kelime..

Biz..

Bizler..

Bizimkiler..

Cümle içinde biz kelimesini kuran her kişi, kendisini de içine koyduğu bir gruptan, bir kalabalıktan ya da bir toplumdan bahseder. Söyleyen kişinin “biz” kelimesini kullanmasındaki sebep, birbirine benzeyen eş değerler, ya da birbirinin aynısı bir takım benzerliklerin o topluluğu kapsamasıdır.

“Bizi biz yapan değerler” cümlesi, bir toplumun kendini anlatış biçiminin tekil ve buna bağlı olarak büyüyen çoğul bir ağızın,bir arada hareket etmesi halidir.

Yani değerler, içinde bulunduğu toplumun birlik ve beraberlik içinde hareket etmesini sağlayan unsur ya da unsurlardır.

Meselâ her toplum için geçerli olan “biz’i” oluşturan bir takım değerler vardır. Birbirinden farklı değerler, zaman içinde kaynaşmış ve toplumun biz’ini oluşturmuştur. Tarih, coğrafya,aneneler, gelenek ve görenekler, kahramanlıklar,inançlar,sevinçler,bayramlar ve yas’lar bu birlikte olmanın doğurduğu “biz” tanımlasının alt öğelerini oluştururlar.

Türk milletinin “biz”lerinin en tepesinde ise temel olarak, bayrak, vatan, din ve dil yer alır. Bu kutsallar 1000 yıldır aynı kıymete sahip olarak günümüze gelmeyi başarmışlardır. Bunların dışında örf ve adetler, bayramlar, islami kültür ve milliyetçi anlayış bize ait biz’lerdir.

Fakat son 20 yıllık periyotta, bu ortak “biz” kavramında  farklı algılamalar ve yaklaşımlar türemiştir. Bu türemelerin başında islam inancına sahip kesimin değişkenlikleri gelir. Ateizm, deizm, hristiyanlık, ve yeni dünya dinleri gibi inançların, toplumun birbirinden farklı kesimlerinde görülmeye başlamasıyla beraber, inanç sisteminin sembolü olmuş ezan’a, müslümanlar için kutsal olan ramazan ayı’nın millet üzerindeki etkilerine, yine dinin sembolü olmuş olan tesettür kullanan kadın vatandaşlarımızın gündelik yaşamını eleştiren kesimde, ciddi bir artış olmuştur. Yani bu kesim, bizi biz yapan değerler arasında olan din’i bir şekilde bu dörtlü içinde görmemektedir.

Yine zaman içerisinde, batı kültürüne entegre olmuş aydın kesim de, miliyetçi gelenek ve ilkelerin bir çoğundan kendilerini soyutlayıp, milliyetçilik ilkesinin dışında kalmışlardır.

Bizi biz yapan dörtlülerden olan  “tek bayrak ve tek vatan” kavramlarının da, ülkenin eyalet sistemine geçmesini ve etnik azınlıklara mahsus doğacak yeni küçük devletçikler isteyen kesim tarafından çıkarılmak istendiği aşikardır.

Ve son olarak, herşeyiyle bize benzeyen, fakat bizden olmayan, devletimizin ve milletimizin iyiliğine karşı olan bir takım yabancı devletlerin, içimizdeki ajanları, bizim içimizde biz görünen güruhu oluştururlar.

Kullandığımız dil ise tam bir kültür emperyalizmine uğramışrır yine son 20 yıllık süreçte. Özellikle ingilizcenin dilimize olan karışmışlığı sebebiyle ortaya yeni, verimsiz ve melez bir dil yaratmıştır. Doğunun dilimizde ki ağırlığını hafifletme amacıyla, Cumhuriyet döneminde ki sadeleştirme hareketleri, dilimizde ciddi anlamda bir anlam boşluğuna ve eksilmelere neden olmuş, ve akabinde ingilizce’nin moda, sanat, teknoloji, teknik bakımdan gelişmişliğinin bir sonucu olarak yeni terimler türemiştir. Türeyen bu terimler ve kelimeler, başta ticari bir yolla, devamında da günlük konuşma dilimize girmiştir. Fakat yine çok enterasandır, bu kadar yabancı kelimenin dilimize girmesine rağmen, toplumun yalnızca %20 si ingilizce konuşabilmektedir.

İşte bizde ki “biz” kavramının genel durumu bu. Sonuç olarak baktığımızda, bizi biz yapan değerler dörtlüsünün içinde, arkasında adam gibi durabildiğimiz yalnızca iki unsur vardır. Bunlardan biri bayrak, diğeriyse inançdır. ( Çok şükür )

Devlet politikası olarak belirnenen “milli ve yerli” hedefinin sağlıklı işleyebilmesi için, etkin, kolay uygulanabilir ve herkesi içinde barındıran,fakat temel değerlerden hiç bir şekilde taviz vermeden, bizim, “olmazsa olmaz dörtlü kutsalımızı” bilinçli ya da bilinçsiz olarak sahiplenmeyen kesime, ülke yurttaşlığı bilinci ve aidiyet duygusu kazandırılmalıdır. Bu kazandırma eylemi ise şüphesiz onların düşünce özgürlüklerine saygı ve her devlet çatısı altında yaşayan her yurttaşa, eşit ve adil davranabilmekten geçiyor.