“Kara Murat halk için midir, yoksa halk Kara Murat için midir?”

Yeşilçam’ın en ikonik karakterlerinden Kara Murat serisinin bir filminde, Kara Murat’ın Bizans sarayına sızdığı ve sonunda köşeye sıkıştığı o anı düşünelim. Bizans komutanı “Kara Murat hanginiz?” diye sorduğunda, salondaki tüm halkın hep bir ağızdan ” Kara Murat benim ” diyerek öne atılması, sinema tarihimizin en tüyler ürpertici ve anlamlı dayanışma anlarından biridir.

​Benim için bu sahne, filmin en özel ve en heyecan verici anıdır. Ne zaman izlersem izleyeyim, o birlik ve fedakarlık duygusu içimi ısıtır ve bana tarifsiz bir keyif verir. Sahnenin sonunda komutanın “Bütün kadınları, çocukları bırakın, sadece bütün karamuratları toplayın” demesi, Kara Murat kokusundan işini sağlama almaya çalışması da o sahnenin sonunun absürt ve mizahi yönünü çok güzel yansıtıyor.

​Günümüzde kılıçlar ve zırhlar olmasa da, adaletsizliğe karşı duran, mazlumun hakkını gözeten ve fedakarlık yapmaktan çekinmeyen “Kara Muratlar” hâlâ aramızda olmaya devam ediyor.

​Peki, günümüzde bir kahramanın önderliğinde hareket etmek mi daha değerlidir, yoksa herkesin kendi vicdanıyla bir Kara Murat gibi davranması mı?

Güçlü bir lider, toplumu kısa vadede motive edip büyük değişimlere öncülük edebilse de, asıl derin ve kalıcı değişimler tabandan gelen katılımla gerçekleşir. Ancak bu noktada, Nasreddin Hoca’nın Timur’la olan fil hikayesini hatırlamakta fayda var; halk bazen liderin peşinden gitme cesaretini gösteremeyebilir. Günümüz toplumlarında da bireysel çıkarlar ve konfor alanları, topluca hareket etmenin önünde bir engel oluşturabiliyor. Gerçek Kara Muratlar, kimseden icazet almadan, sessizce doğruluğun ve adaletin bayraktarlığını yapmaya devam edenlerdir.

​Bazen halk kendi kahramanını arayıp bulur ve ona bağlanır, bazen de gerçek bir kahraman ortaya çıkararak doğruluğu ve dürüstlüğü herkese gösterir. Aslında en kalıcı liderlik, halkın vicdanıyla kahramanın değerlerinin örtüştüğü noktada ortaya çıkar. Tarihin sayfalarına geçtiğimizde ve bugünün dünyasına baktığımızda, gerçek kahramanların hem halkın gönlünde bir yer bulduğunu hem de gerektiğinde öne çıkarak doğruyu gösterdiğini görebiliyoruz. Peki şu an bu yazıyı okuyan ( varsa) Kara Murat’lar aramızda mı? Burda olanlar ” Kara Murat benim ” desin bi zahmet 🙂

Bizim için tarihi karakter farketmezdi. Başrolde Arkın olsun yeterdi

Bir Cüneyt Arkın vardı. Yeşilçamın en popüler film kahramanı. Gerçi Serdar Gökhan ve Kartal Tibet’in oynadığı kahraman filmleride vardı. Ancak bir Cüneyt Arkın’ın Malkoçoğlusu, Kara Murat’ı, Battal Gazisi gibi değildi. Çünkü tüm tarihi kahramanlar aslında yoktular. Biz sadece Cüneyt Arkın’ı izliyor alkışlıyor ve seviyorduk.

Arkın’in hangi tarihi ismi canlandırdığı pek de mühim değildi. Önemli olan Cüneyt Arkın’ın zalim Antuan ve türevlerinin o kancık bedenlerini kafalarından ayırmasıydı. 🙂

Her şartta ve koşulda attığı parendeler, aynı anda on adamı öldürebilmesi ve durdurulamayan bir ölüm makinesi olması…

Tarihini kitaplardan öğrenemeyen bir gençliğin tarihinin şan ve şeref dolu destanını yad etmesi idi mesele, bir bakıma.

Aslında Cüneyt Arkın’ın aşk filmleri de çok güzeldi ilk sinemaya başladığı yıllarda. Yeşilçam döneminin sonunda çektiği komiser rolündeki filmleri ve hakkı yenen işçinin mazlumun tövbesini bozan kahramanı olmasını da sevdik.

Ama Cüneyt Arkın’ın süper kahramanlığını daha çok sevdik. Tabi bunda Hollywood ekolünün o tarihlerde daha doğmaması da bizi Arkın ekolünde sıkı sıkı tuttu. Akabinde Hollywood ülkeme girdi. Önce Süpermen sonra Rambo, Rocky ve Terminatör ve diğerleri geldi. Ve iyi ki de geç geldi. Çünkü eğer Hollywood, Arkın’ın gençliğine gelseydi aradaki teknolojik ve kurgu kalitesi bakımından Bir Cüneyt Arkın efsanemiz olmayabilirdi.

Tabi bu öngörümün bir nedeni var. O da; doksanların başında Hollywood kahramanları ile tanıştıktan hemen sonra geçmişte hayran olduğumuz Arkın filmleri dalga geçip ti’ye alışımızdı. Bu tam bir yüzsüzlüktü aslında. Daha iyisini bulunca kendi insanının emeğini, başarısını küçümsemekdi. Hatta dalga boyutunu abartanlarımız bile oldu. Yok efendim Cüneyt Arkın’ın arkasında uçak uçuyormuş. Yok efendim Arkın’ın kolunda Casio saat varmış vs..

Ama bu dalga geçme zamanımızda şunu gözden kaçırdık. Amerika Hollywood a kadar bir tane kahraman yaratamamıştı. Sadece ucuz yollu Western filmleri ile Kızılderili insanların sözde ne kadar vahşi oldukları yönünde algı yaratma derdindeydi. Bunu da yaptığı soykırımı örtbas etme derdindeydi. Sığır gütme görevi olan kovboyları kahraman yapmakta üstüne yoktu Amerika’nın!

Sonrasında ellerinde onurlu bir tarih olmadığından yapay ama heyecanı ve seyri daha etkili uyduruk kahramanlar çıkardılar. Tabiri caizse kendi Cüneyt Arkınlarını ürettiler. Yani Sylvester Stallone..

Adam hem Rocky hem Rambo hem de Cezalandırıcı oldu. Devamında bir sürü aksiyon dolu yapım. Hatta şimdi koca ihtiyar Stallone Cehennem Melekleri filmi ile tüm eski aksiyon kahramanlarını bir araya getirip gişe yapma gayretinde:) Ama bir bakıma da takdire şayan.

Keşke Rahmetli Cüneyt Arkın da sağlık sorunları olmasıydı ve aksiyona günümüz teknolojisi ile devam edebiliyor olsaydı. Gerçi yine bir iki filmde ve dizide gösterdi kendini bize. Biri meşhur Dünyayı kurtaran adam filminin devamı niteliğinde olan ama berbat bir film olan Dünyayı kurtaran adamın oğlu yapımıydı. Bence gereksiz bir filmdi. Ama Arkın için güzel bir anı olmuştur eminim. Diğer bir oynadığı rolde Kuruluş Osman dizisinde oynadı bölüm.

Ve şimdi artık Cüneyt Arkın hakkın rahmetine kavuştu. Arkasında başarıyla çevirdiği filmler. Onurlu ve dik duruşu. Beyefendiliği ve en önemlisi de milliyetçi ve Atatürkçü duruşuyla.

Hatta Cüneyt Arkın aramızdan ayrılırken bize uzun zamandır çoğu sanatçının yapamadığı bir şeyi bırakarak gitti. Ölümüyle tüm farklı siyasi düşünce, farklı din, farklı millet farketmeden bu ülkede yaşayan herkesi bir araya getirerek. Ben bu güne kadar bu kadar birleştirici iki isim tanıdım. Biri Barış Manço diğeri de Kemal Sunal. Onların öldüğü zamanlarda da aynı Arkın’ın birleştiriciliğini gördü milyonlar. Allah onlara da gani gani rahmet etsin.

Bu onur gerçekten her sanatçıya nasip olan bir durum değil. Toplumun her kesimine eşit durmak, hiç bir topluluğu incitmemek, kırmamak mühim meseledir. Bu üç isimde iyi ki siyasetle uğraşmadı. Yoksa illa bir kesim tarafından aforoz edileceklerdi. Umarım artık yaşlanan ve Türk sinemasına büyük emek veren hayatta olan sanatçılara da böyle sahip çıkarız. ( Pek umudum yok ama neyse )

Hoşçakal Efsane Artist

Hoşçakal Fahrettin Cüreklibatur

Hoşçakal Cüneyt Arkın..