Zorlu geçen bir günün ardından evimize, sevgilimize veya kendimize sığınma biçimimiz bazen kalbimizin pusulasını şaşırtabilir. Mesai bitiminde kendimizi hemen telefon ekranlarının ışıltılı dünyasına, bitmek bilmeyen alışveriş sepetlerine ya da yalnızlığımızı örten oyunlara kaptırırız; oysa bunlar tek başına ilişkimiz için birer tehlike çanı değildir. Asıl mesele, o yorgun akşamda ya da kırgın bir tartışmanın ortasında duygusal liman olarak partnerimizin sıcacık kolları yerine, bu dijital ya da alternatif kaçış alanlarını sığınak bellememizdir. Psikolojide “rakip bağlanma” olarak adlandırılan bu sessiz dinamik, aramızdaki o görünmez bağı yavaşça esnetip bizi birbirimize yabancılaştırabilir.
Peki, bizi ortak bir hayatı paylaştığımız insandan uzaklaştırıp bu yapay sığınaklara iten görünmez el nedir? Bazen bireysel alan yaratmak ve nefes almak hayati önem taşır; ancak bu alan, partnerimizle kurduğumuz bağın yerini alıp duygusal yalnızlığımızın birer protezi haline geldiğinde ilişkinin en büyük rakibine dönüşür. Oysa ilişki, fırtınalı denizlerde sığındığımız ortak bir limandır; biz o limanı terk edip her sarsıntıda başka kıyılara demir attığımızda, aradaki o sıcak köprüler yavaşça yıkılmaya başlar. Köprüleri tamir edecek gücümüz varsa vakit kaybetmeden harekete geçeriz. Yok ama güç bitme noktalarındaysa, o zaman en iyi yol, yolun güzergahını değiştirme vaktinin geldiğini sorgulamaktır.

