Fenerbahçe’nin Güç Zehirlenmesi ve Kaybolan Değerler

Yaklaşık yirmi beş yıldır maçları objektif gözle takip eden bir Galatasaraylı olarak; Fenerbahçe’nin yaşadığı bu uzun soluklu şampiyonluk hasretinin temel sebebini, ne futbolcularda ne de teknik direktörlerde, kulübü yöneten zengin, paralı ve diktatörvari başkanların yarattığı zihniyette görüyorum. Bu süreç, Ali Şen dönemiyle başladı. Otoriter tavrıyla kulübü hakemler ve medya üzerinden olduğundan daha büyük göstermeye çalışmış, diğer kulüplerle sürekli bir gerilim ortamı yaratmıştı. Herkesi Fenerbahçe düşmanı ilan eden Şen’den sonra göreve gelen Aziz Yıldırım da benzer bir çizgideydi. Dünya yıldızlarını getiren ve Fenerbahçe’yi sürekli en büyük olarak lanse eden bu yönetim, taraftar profilini de değiştirdi. Özverili sevginin yerini, parayla başarı geleceğine inanan sabırsız bir kitle aldı. Tabi bu durum Galatasarayın hem ülke içinde hem de Avrupa’daki başarılarıyla iyice körüklendi. Türkiye’nin en zengin insanlarından biri olan Ali Koç da benzer beklentilerle iş başına geldi ancak modern futbolun sadece parayla yürümediği gerçek, bir kez daha acı bir şekilde görüldü. Galatasaray’ın Okan Buruk gibi kulüp içinden yetişmiş değerlerle istikrar yakalamasına karşın Fenerbahçe; Alex de Souza ayrılığından, genç oyunculara sabredilmemesine ve geçmişte kulübe hizmet etmiş isimlerin muhalif tavırlarına bakarak kulüp içinde tutulmamasına kadar birçok noktada benzer hataları tekrarladı. Özetle Fenerbahçe’nin hastalığı; yabancı hayranlığı, en pahalısını alma hırsı ve son yirmi beş yıldır kulübü saran güç zehirlenmesidir. Bu durumdan kurtulmanın yolu, sisteme dayalı, genç ve kulübün genetiğine bağlı bir yönetimle altyapıya sabır göstermekten geçmekte bence.

Fenerbahçe bu saatten itibaren eskilerden kimseye bayrağı devretmemeli. Eğer bu eski köhne bakış açısı sürerse bir kaç yıla Fenerbahçe taraftarları futbola komple küsecek ve çocuklarını da Fenerbahçeli yapmak için hiç bir gayrete girmeyecekler!