Süper Zeka mı? Cidden mi?

Süper Zeka Aldatmacası: Algoritmalara Zekâ Biçme Sevdası ve Gerçekler.

​Donald Trump’ın yapay zekayı “süper zeka” olarak yeniden adlandırması, aslında teknolojinin gerçek doğasını tamamen göz ardı eden, abartılı bir pazarlama oyunundan başka bir şey değilmiş gibi görünüyor. Süper nedir Allah aşkına! Başkan Trump’un süper kelimesini kesinlikle gençlğinde kurgulanmış Superman karakterinden bulmuştur.  Ancak bu yeni uydurulmaya çalışılan isim, sanki evrenin hakimi bir varlık yaratmış gibi bir algı yaratmaya çalışırken, aslında sadece işlevselliği abartılmış bir hesap makinesine süper kahraman pelereni takıp uzay gemisi ilan etmek kadar anlamsız.

​Açıkçası, ben de uzun zamandır bu sistemlere “zeka” denmesinden rahatsızım. Bir kod işlemcinin veya yapay kodlayıcının zekaya sahip olduğunu iddia etmek, insani muhakeme yeteneğini basitleştirmek demek. Ancak Trump, bu sorunu çözmek yerine, yapaylıktan süper zekaya geçiş yaparak, temelsiz zeka etiketini daha da abartarak anlamsız bir boyuta taşımış.

​Bir yazılım koduna zeka demek, papağanın ezbere şiir okumasına bakıp onu filozof ilan etmeye benziyor. Bu sistemler sadece devasa veri setlerini işleyen araçlar; yani üzerlerine takılan abartılı isimler, onlar olduklarından daha zeki yapmıyor.

​Ben buradan nacizane mantıklı bir isim önereyim sayın Trump’a. Süper zeka yerine, tüm bu veriyi işleme biçimini en iyi anlatan “yapay işlemci” veya “yapay kodlayıcı” diyelim. Böylece insan aklına ve muhakemesine haksızlık etmeden, teknolojinin gerçekte ne olduğunu doğru bir şekilde tanımlamış oluruz.

( not : Görsel, başkan Trump’ın süper adını vermeye çalıştığı yapay zeka uygulamasında oluşturulmuştur. )

Görünmeyen Kuklacılar

Siz de hissediyor musunuz? Telefonumuzun ekranında akan o bitmek bilmeyen akış aslında bizi birbirine bağlamıyor, tam tersine kendi odalarımızda yalnızlaştırıyor. O görünmez algoritmalar sadece ne izleyeceğimizi seçmiyor, gizliden gizliye nasıl hissedeceğimizi de fısıldıyor.

​Shoshana Zuboff’un tabiriyle, bu hayatımızın “gözetim kapitalizmi” çarklarında tamamen birer kâr kalemine dönüştüğü bir sistem. Korkularımız, zayıflıklarımız, en insani zaaflarımız analiz ediliyor ve sessiz veri yığınları olarak satılıyor.

​Üstelik, Byung-Chul Han’ın da dediği gibi, bu dijital tempo bizi sürekli daha fazlasını yapmaya, daha çok üretmeye zorlayarak içten içe tüketiyor. Ruhumuz derin bir yorgunluk içinde.

​Belki de artık bu dijital kuklacıların iplerini biraz gevşetip, kendi hayatımızın gerçek kontrolünü elimize almanın zamanı gelmiştir. Ne dersiniz?