
Lalochezia sendromu..
Kişinin küfür ederek rahatlaması ve bu sayede sakinleşmesine deniyor; yani bir çeşit rahatlama faaliyeti. Bu sendrom, elbette ki hemcinslerimin sıklıkla gösterdiği bir davranış biçimi. Aletini sokabildiği her türlü yere sokma gayreti! Tabii sanal ortamda; çünkü kimsede o türlü bir alet yok.
Milletimin erkekleri başta olmak üzere, dünyadaki tüm erkeklerin fütursuzca ettiği küfürleri düşününce; neden en çok biz erkeklerin küfür ettiğini, özellikle kendi aramızdaki sohbetlerde neden bu kadar coştuğumuzu hiç düşündünüz mü? Bu durum, çocuklukta bizden yaşça büyük ergenlerden ve adamlardan geçen kötü bir miras olabilir mi?
Melissa Mohr, “Küfür Etmenin Kısa Tarihi”nde küfrün günlük yaşamdan edebiyata kadar geçirdiği evrimi inceliyor. Yazar, hem kendi uzmanlık alanı olan edebiyattan örnekler veriyor hem de bir anlamda kültür tarihçiliği yapıyor.
Mohr, küfrün başlangıcını Roma’da bulmuş. Ancak yaygınlaşması, on altıncı yüzyıla kadar kaba küfürler edilirken, bu tarihten sonra dilde eskiye oranla gözle görülür bir rahatlama yaşanmış. Daha pornografik ifade tarzları gelişmiş. Mohr’un konunun ağırlık noktası olarak dili ve edebiyatı seçmesi son derece doğal çünkü uzmanlık alanı İngiliz edebiyatı; özellikle de Orta Çağ ve Rönesans dönemi. Kitabında bu nedenle yakası açılmadık edebi metinlerden parçalar var. Mohr’un deyişiyle Rönesans, “ahlaksız kelimelerle âlem yapılan, utanç eşiğinin aşıldığı” bir zaman dilimi. Günlük konuşmanın yanında tiyatro oyunlarında, şiirde ve romanda da küfür kendini gösteriyor.
Sanırım o dönemin dünyaya yaydığı etkilerin içinde küfür de var. Tabii yapılan çeviriler, bizim kendi berbat küfürlerimizi üretmemize neden olmuş. Küçükken ilk küfrümü sanırım ilkokul üçüncü sınıfta etmiştim. Sebebi de sevdiğim bir arkadaşıma kötü el kol şakaları yapan Adem isminde bir çocuğa etmiş olmamdı. O küfür de “ağzına sıçarım” olmuştu (Bugünün sokak çocuklarının ettiği küfürlere göre gayet masum aslında). Adem de bu küfürden sonra, “Seni babana söyleyeyim de gör” deyip soluğu babamın yanında almıştı. Babam da rahmetli, etrafın benimle ilgili kötü şikâyetlerini doğrudan ciddiye alır ve bana kızardı. O tarihlerde, 80’lerde “el âlem” dediğimiz canavar çok can yakardı. Toplumdan gelen her söylem ve şikâyet kişide mahcubiyet duygusu yaratır; kişi toplumun istediği prototipe dönüşmeye çalışırdı. Babamın o gün, bana ettiğim küfrün sebebini sormadan çekişmesini hiç unutmam. Tabii o an sonrası Adem’in bana pis pis sırıtmasını da hiç unutamam. 🙂
Neyse, küfürle ilgili olarak Mohr’un anekdotlarına devam edeyim. Zamanla çatışmayla başlayan, gerilim ve işgallerle süren yirminci yüzyılda küfrün nokta ve virgül gibi kullanıldığını görüyoruz. Mohr, bunu “taşı gediğine koymak” diye niteliyor. Öfke, bir bakıma dil yoluyla ve kontrollü şekilde ortama salınıyor. Günümüzde sizin de çevrenizde, küfrü imla işareti niyetine kullanan bir kişi illa ki olmuştur: “Ya hani Hakkı abi var ya, mına koyim. Adama sayısaldan para çıkmış mına koyim. Mına koyduğumun adamı şimdi parayı nasıl yer biliyor musun?” Tabii bu cümleyi kuran vatandaşın çevresindekilerde de tek tip bir tepki kelimesi vardır: “Siktir, mına koyim.” Her cümle sonunda aynı zamanlama ile söylenen bu küfür, hem bir teyit hem de şaşkınlık ifadesi olarak kullanılır.
Günümüzde ise küfür, modernizmin dayattığı bir tarz olarak her yaş, cins, ırk ve milletin ağzında rahatlıkla dolanıyor. Sokakta ise ergen kız ve erkeklerin ettiği küfürler çok dikkatimi çekiyor aslında. Kızların genelde erkeklerin ettiği küfürlerin aynısını ederek konuşmaları komik bile geliyor. Yıllardır kendi cinsimden kalın tonlarla duyduğum “koyma” ve “sokma” eylemini içeren küfürler, kızların ağzında helyum gazı çekip çocuk sesiyle konuşmaya çalışmaları gibi değil mi? Üstelik bu küfrü hem bir erkeğe hem de kendi cinsinden birine etmesi ne acı. Erkeklerin kadınlara taciz ve şiddetinden en çok rahatsız olduğumuz bir dönemde, kadınların ve genç kızların küfre erkekler kadar alışması trajikomik değil mi?
Yazının başına geri dönecek olursak; Lalochezia sendromu, yani o anın stresini bastırmak ve rahatlamak için edilen küfrü onaylıyor. Ancak keyfe keder dönüşmüş çirkin söylemleri her zaman reddediyorum. Dildeki bu tehlike, toplumun yozluğunu ortaya koyuş bakımından mühim. Yazının sonunda, Mohr’un kitabında kullandığı bir cümleyi paylaşmasam olmaz; çünkü çok beğendim. Mohr şöyle der: “Dil alet kutusuysa, küfür çekiçtir.” Alet kutunuzu düzgün kullanın efendim…






