Diyelim ki elinizde dünyanın en akıllı telefon oyununun kodları var. Bu oyunu öyle bir tasarlıyorsunuz ki, kusursuz işliyor, grafikleri harika, hikayesi mükemmel. Ama oyunda ufak bir detay var: Ana karakter ilk bölümde gidip yasak bir tuşa basıyor ve ortalık karışıyor.

​Şimdi soruyorum: O tuşa basılmasını engellemek için karakteri elinden tutup durdurmak mı mantıklı olurdu, yoksa o hatayı yapmasına izin verip oyunun geri kalanındaki o büyük heyecanı, macerayı ve özgürlüğü ondan esirgememek mi?

  1. ​yüzyılın dahi filozofu Gottfried Wilhelm Leibniz tam olarak bu kafadaydı. Gelin, felsefenin bu en kafa karıştırıcı konusunu—Adem’i, özgür iradeyi ve kötülük problemini—bolca metaforla kahve sohbeti kıvamında masaya yatıralım.
​ Tanrı’nın Lego Kutusu: Mümkün Dünyaların En İyisi

​Hayal edin ki Tanrı’nın elinde devasa bir Lego kutusu var. Bu kutunun içinde sonsuz sayıda farklı evren tasarımı var. Tanrı sonsuz iyi ve akıllı olduğu için, bu sonsuz ihtimal arasından en kusursuz, en uyumlu, en harika olanını seçip inşa etmek istiyor.

​İşte bizim yaşadığımız bu evren, o Lego kutusundan çıkabilecek en mükemmel tablo. Ama burası çok önemli: Bu tablo öyle ince bir çark mekanizmasıyla örülü ki, içinden tek bir parçayı bile çekip çıkaramazsınız.

​ Adem ve Elma: Kusursuz Tablonun Fırça Darbesi

​Hani şu cennetteki Adem ile elma hikayesi var ya? Leibniz der ki; bizim içinde yaşadığımız bu “en kusursuz dünya”, tam olarak Adem’in o elmayı yiyeceği dünyadır.

​Şimdi “İllaki o elmayı yemesi mi gerekiyordu?” diye soruyorsunuz, duyuyorum. Leibniz’in cevabı net: Evet.

Çünkü evren devasa bir domino taşı zinciri gibidir. Adem o gün o elmayı yemeseydi, tarihin akışı tamamen değişirdi. Adem elmayı yemediği bir dünya tasarlamaya kalktığınızda, elinizde bugünkünden çok daha kötü, çok daha uyumsuz bir evren kalır. Adem’in o hatası, bu dev tablonun en kritik fırça darbelerinden biridir.

​”Madem Öyle, Adem Özgür müydü?” (Yani Kukla mıyız?)

​İşte zurnanın zırt dediği yer burası. Şöyle düşünebilirsiniz: “Tanrı her şeyi baştan biliyorsa ve bu dünya böyle kurulduysa, Adem o elmayı yerken elleri kolları bağlı bir kukla değil miydi?”

​Leibniz burada muazzam bir ayrım yapar. Şöyle düşünün: Sevdiğiniz bir arkadaşınızı çok iyi tanıyorsunuz. Onun doğum gününde hangi hediyeyi seçeceğini, kutuyu açtığında yapacağı yüz ifadesini şimdiden adınız gibi biliyorsunuz. Arkadaşınız kutuyu açıp çığlık atıyor. Şimdi, siz onun o sevineceğini önceden bildiniz diye, o sevinci yaşarken elini kolunu bağlayıp zorla mı sevindirdiniz? Hayır! O, kendi içinden geldiği için öyle davrandı.

​Tanrı da geleceği bilir, çünkü Tanrı için zaman tek bir andan ibarettir. Ama Adem o elmayı yerken kafasına silah dayandığı için değil, kendi canı öyle istediği için, kendi iradesiyle yedi. Seçim yine onundu.

​Peki Ya Kötülükler? (Oto-pilot Fabrikası vs. Gerçek İnsan)

​Diyelim ki bir araba fabrikası kuruyorsunuz. İki seçeneğiniz var:

  • Seçenek A: Kusursuz yapay zekalı arabalar üretirsiniz. Hiç kaza yapmazlar, asla yoldan çıkmazlar. Ama içeride direksiyonu tutan bir insan, rüzgarı hisseden bir sürücü yoktur; sadece tıkır tıkır çalışan robotlar vardır.
  • Seçenek B: İnsanlara gerçek birer direksiyon verirsiniz. Özgürce istedikleri yere sürebilirler. Ama bunun bedeli olarak bazıları hız yapıp kaza yapabilir, duvara çarpabilir.

​Tanrı, insanı bir otomat (robot) gibi kusursuz ama iradesiz yaratabilirdi. Ama o zaman dünyada ne gerçek sevgi kalırdı, ne cesaret, ne de erdem. Tanrı, irade özgürlüğünün getireceği bütün o tehlikelerle ve risklerle birlikte insanı serbest bırakmayı seçti. Çünkü özgürlüğün olmadığı yerde iyilik de bir anlam taşımaz.

​Toparlarsak…

​Leibniz’e göre yaşadığımız dünya, acısıyla tatlısıyla mümkün dünyaların en iyisidir. Adem elmayı kendi iradesiyle ısırdı, biz bugün kararlarımızı kendimiz alıyoruz ve evren bu devasa uyum içinde tıkır tıkır dönmeye devam ediyor.

​Siz ne dersiniz? Hayatın bu “mümkün olan en iyi senaryo” olduğuna inanmak size güven mi veriyor, yoksa Voltaire gibi “Yok artık, bu dünyada hâlâ çok fazla hata var!” mı diyorsunuz? Yorumlarda buluşalım!

Tavsiye Edilen Yazılar