
Bu aralar Instagram’da, çeşitli motivasyon ve girişimcilik sayfalarında sürekli karşıma çıkan bir tavsiye var: “İyi ya da kötü, kimseye hiçbir şeyini anlatma!”
Hatta şöyle devam ediyorlar: “Güzel giden şeylerin sırrı, kimseye bir şey söylememektir. Çeneni kapalı tut! Arkadaşlarının çoğu seni iyi görmek istiyor ama onlardan daha iyi değil.”
Peki, neden bu kadar korkutuluyoruz?
Bu tavsiyenin kökeninde, günümüz insanının bencilliği ve başkalarının başarısına karşı duyduğu o gizli haset yatıyor. “Kendinle ilgili anlattığın her şey, başkalarının kalbinde bir kıskançlık tohumu yeşertir” diyorlar.
Peki, bu ne kadar sağlıklı bir anlayış? Bunu sorguluyorum. Banka hesabını, iş hedeflerini, yaptığın iyilikleri, güçlü veya zayıf yönlerini, ev almanın sevincini, evladının müjdesini veya kariyerindeki o hak edilmiş yükselişi… Yani hayatı “hayat” yapan tüm o insani paylaşımları tamamen izole etmemiz mi gerekiyor?
Çıkan sonuç şu: “Bu devirde kimseye, babana bile güvenme; dostundan akrabana kadar herkesi birer potansiyel tehlike olarak gör.”
Tamam, tedbirli olalım; ancak tüm paylaşımları birer devlet sırrı gibi saklayıp, nazardan ve kem gözlerden korkarak bir “karanlık odada” mı yaşayalım? Böyle yaptığımızda, insanların bize karşı duyduğu o samimi bağı, güveni ve muhabbeti nasıl inşa edeceğiz? İnsanı insan yapan şey, başkalarının gözünde parlayan o sevinç değil midir? Eğer her şeyi gizlersek, geriye kiminle neyi konuşacağız? Sadece “havadan sudan” yapılan o sığ, “geyik” muhabbetlerle mi yetineceğiz?
Bence bu “her şeyi sakla” dayatmasını şu şekilde revize etmeliyiz: Herkese değil ama yol arkadaşı olduğumuz, vicdanından emin olduğumuz yakın dostlarımıza sevinçlerimizi ve kaygılarımızı açmak, aslında ruh sağlığımız için bir zorunluluktur.
Düşünsenize; kimseye hiçbir sevincinizi veya hüznünüzü anlatmayacaksınız, sonra da insanların size kendileriyle ilgili derin paylaşımlarda bulunmasını bekleyeceksiniz… Bu, sadece tek taraflı ve komik bir beklenti değil, aynı zamanda dostluğu bir “ticari işlem” gibi soğutmaktır.
Sonuç olarak sosyal medyadaki o “hap bilgi” veren motivasyon sayfalarının tavsiyelerini, hiç düşünmeden ve tartmadan kabullenmemek lazım. Herkesin bir aklı var, evet; ancak mantık ve vicdan bizi her zaman o orta yola, yani “dozunda samimiyete” götürecek olan yegâne pusuladır.
Unutmayın; güvenmek bir risk olabilir ama hiç kimseye güvenmemek, insanın kendine yaptığı en büyük ıssızlaştırmadır






