Çok maymun iştahlıyız dostum.

Sevgili Lev Nikolayeviç..

Eylül’ün bizlere veda etmeye niyetlendiği son bir kaç günden selamlar. Umarım keyiftesindir.Ben, çok ama çok şükür ki her anlamda iyiyim. Sağlığım iyi ve param da var. En önemlisi de sevdiklerimde hayatta ve iyi. Daha ne isterim ki? Çok şükür..

Bugün aklıma bir konu takıldı sevgili dostum. Yaşadığımız bu yüzyılın bize getirdiği bol seçenek ve seçim hakkının sonuçlarını düşündüm. Senin yaşadığın dönemlerde seçenekler ve seçim hakları, ne kadar da kısıtlıydı değil mi?Oysa şuan o kadar çok seçenek var ki hayatımızda, tahmin bile edemezsin. Özellikle boş vakit yaratıp, o vakti de birbirinden lüzumsuz keyfi seçeneklerle tüketmekte hepimiz birer ustayız artık.Alternatiflerimizse her tarza, her zevke ve bütçeye uygun olarak önümüze süslü ambalajlarla konuluyor. Bizler de bu kadar seçeneğin seçimlerini yapmak için muazzam bir çaba gösteriyoruz.

Yiyip içtiklerimiz, giydiklerimiz, seyrettiklerimiz, okuduklarımız, dinlediklerimiz ne kadar da bol.. Arz krallığında yaşayan, bol alternatifler karşısında kendini sürekli özgürleştirdiği sanan, sürü mantığını iliklerine kadar işletip, sürekli başkalaşarak kendi omurgasını bozan; kimliksiz halklarız artık biz. Sürekli kıymet verileceklerle, suni heveslerin yerini değiştirip boş tencerelere kapak olma gayretimiz had safhada.Ama yanlış anlaşılmayayım şimdi. Hayatın seçeneklerin bol olmasından değil rahatsızlığım. Sıkıntı yaptığım şey, yüzsüzce tüm seçenekleri deneme hevesimiz. Bir şeyden de eksik kalamayışlarımız..

Tüm seçenekleri inceleyip bir şekilde trend olmuş, popüler olmuş seçeneklere yüklenişimiz ne komik. Ve artık hepimizin ortak bir mesleği var. O mesleğin adı : Tüketicilik.. Bu işin ustaları da elbette en hızlı tüketenler! 

Hani bazen bir takım mukayeseler yapıyoruz. Telefonun, internetin, ve TV nin olmadığı zamanlarda insanlar nasıl vakit geçiriyorlardı? şeklinde sorular soruyoruz birbirimize. Ve garipsiyoruz komik bir şekilde. Halbuki bizi yanıltan şeyi atlıyoruz. O dönemde yaşayan insanların az seçenekler arasında çok yorulmadan mutlu olabildiklerini anlayamıyoruz. Ve yine  halbuki onların işlerinin daha bize göre daha kolay olduğunu biraz düşünsek anlayabilecek durumdayız. En başta dediğim gibi en büyük sorunumuz, bol imkan ve çeşitli seçenekler arasında boğuluşlarımız.Bunu benim gibi sorgulayan kaç milyon insan vardır acaba hayatta diye düşünüyorum bazen. “Kurbağalar kısır kalmasın” deyiminin önemini yitireceği zamanlarda yaşamak isteyen kaç milyon, ya da bilmem kaç yüz bin insanız acaba? 

Sevgili dostum, daha yazacak çok şeyim var ama inan göz kapaklarımla savaşıyorum şuan. Uyku denilen huzur, beni ele geçirmek isterken anlamsızca direnmekte istemiyorum açıkçası… 

Söz bir sonraki mektubumda daha bol yazacağım.

Huzurla yat sevgili Lev Nikolayeviç.

Uyanış Raiting rekorlarını alt üst edecek. Demedi demeyin!

Valla ayakta alkışlıyorum!

TRT’nin harika bir iş çıkaracağını elbette biliyordum. Fakat böylesine mükemmel bir dönem prodüksiyonu bende beklemiyordum..

Oyuncu seçimleri, kostümler, dekorlar, o koca plato, savaş sahneleri, muhteşem dövüş teknikleri.. hepside birinci sınıf. Sanki dizi değil bariz sinemada film izledik. Hele bir de, sağolsun TRT hiç reklam koymadan ( ilk bölüm ya 🙂 ) diziyi bölmeden izletince tam oldu. İleri de 8-10 dakikalık reklamlar gelecek, şimdiden hazırlayın kendinizi..

İyi ve kötü roller için belirlenen oyuncular da harika. Nizam-ı mülk,Hasan Sabbah ve Batınilerin lideri rolleri en usta oyunculara teslim edilmiş. Mehmet Özgür zaten tüm ağır rollerin duayeni olma yolunda ilerliyor. Ne kadar övsem az..

Mehmet Özgür / Nizamülmülk

 

Hele Gürkan Uygun, her rolün adamı artık. Hiç bir rolde sırıtmıyor. Oyunculuğun hakkını sonuna kadar veriyor.

Gürkan Uygun / Hasan Sabbah

 

Sadece Murat Garipağaoğlu için ufak bir eleştiri yapicam. Ertuğrul’da Sadettin Köpek rolündeki Garipağaoğlu, bu dizide de aynı üslup ve tiple oynayınca bence olmamış. Aksanlı konuşup biraz da tipinde oynasalardı daha iyi olurdu.

Murat Garipağaoğlu / Fatımiler lideri

Bence bu dizi hem senaryo hem de savaş sahnelerinde Ertuğruldan bile iyi. Ama Ertuğrul bizim ilk göz ağrımız 🙂 Onun yeri ayrı. Fakat kuruluş Osman’ın ve ATV nin işi zor. Çünkü Uyanış’ı bir kere izleyen Osman’ı çizgi film gibi bulur.

Ayrıca Sencer rolündeki Ekin Koç’a ayrı bir parantez açmak istiyorum. Bence Ekin hayatının rolünü oynuyor. Ve yine bence Buğra Gülsoy’dan daha atraksiyonlu ve kilit bir rol de. Ayrıca rolüne tam uyum sağlamış. Buğra Gülsoy’dan bir tık önde.

Sanırım Uyanış Büyük Selçuklu, bir kaç bolum sonra dünyaya açılır. Çünkü hiç bir eksiği yok. Film tadında bir dizi. Abartmış olmayayım ama nerdeyse Braveheart’la yarışır durumda. ( Mel Gibson , Cesur Yürek )

TRT, bir kez daha dönem dizileri benden sorulur dedi bu akşam. Son olarak bir şey daha ekleyeyim. Genelde bu tip dizilerde ilk bölüm zor geçer seyirciye. Fakat Uyanış öyle bir giriş yaptı ki, sanki dizinin bilmem kaçıncı bölümünü izliyormuşum gibi hissettim. Bunun için yönetmen Emre Konuk’u tebrik etmek lazım. Emek veren herkese helal olsun.

Emre Konuk / Yönetmen

Not : Bu arada oyuncu Cemal Toktaş’ın değişimi süper olmuş. Gerçi daha dizide belirmedi ama harika olmuş.