Havalar Nasıl Olursa Olsun: Bir “Squall Line” Panik Hikayesi

Çocukluğumun TRT ekranlarını hatırlıyorum; tek kanallı o güzel yıllar. Hava durumu bültenlerinde, Türkiye haritasının önünde duran, hiç abartıya kaçmadan, sakin bir ses tonuyla bilgi veren sunucularımız olurdu. Her bölgeden 3-4 ilin sıcaklık değeri ekrana yansır ve bülten biterdi. Kimse ekran başında “Eyvah, sıcaklar geliyor, yandık, bittik, biz!” diye feryat etmezdi. Hatta o meşhur haber spikeri Esra Uğur’un sesi kulaklarımda: “Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız yerinde olsun!”

​Ah, ne güzel günlerdi… Sonra yıllar geçti; nüfus arttı, trafik yoğunlaştı, hayat konforumuz değiştikçe, haber bültenlerinin de “kimyası” değişiverdi. Artık her şeyde bir mübalağa, her şeyde bir sululuk var. Bugün haber bültenleri artık çok kısa, sunucuya bile gerek duymuyorlar. Lakin hava biraz fazla sıcak mı oldu ya da aniden soğudu mu? İşte o zaman şenlik başlıyor! Ana haber bültenlerinde, muhabirlerin vatandaşla yaptığı o meşhur “sıcağı/soğuğu nasıl buldunuz?” röportajlarını izliyoruz. İnsanlara adeta panik gazı vermek, izleyicinin tansiyonunu yükseltmek ana görev haline gelmiş.

​Hele o yeni trend yok mu? Her fırtınaya, her sıcak dalgasına yabancı isimler takmak… Eskiden benim aklımda kalan tek sıcak hava ismi “El Nino” idi; gerisini hatırlayan beri gelsin. Şimdi ise bir hava durumu haberi çıkıyor, “4-5 derece düşecek, 2-3 gün sağanak sürecek” diyorlar. Olay bundan ibaret! Ama durun, bir de isim verelim: “Squall Line”. E hayırlı olsun, artık bizim de bir Squall Line’ımız var! Haydi, şimdi hep beraber panik yapalım, let’s go!

​Peki, neden bu hale geldik? Dijitalleşmeyle birlikte haber siteleri ve kanallar, tıklanma uğruna insanların korku ve panik duygusunu beslemeyi “profesyonellik” sanır oldu. “Sıcaklık 5 derece düşecek” dendiğinde kimse heyecanlanmıyor ama “Kavurucu sıcaklar geliyor, hayat felç olacak!” dendiğinde parmaklar hemen “tık” diye o linke gidiyor. Bu yapay felaket senaryoları, ne yazık ki halkın haberciliğe olan güvenini de törpülüyor. Artık gerçekten önemli bir olay yaşansa bile, insanlar “Yine mi mübalağa ediyorlar acaba?” diye geçip gidiyor.

​Sonuç olarak; medya bize sürekli bir yerlerde bir felaket yaşanacakmış gibi hissettirerek tetikte tutmaya çalışsa da, biz o eski günlerin dinginliğini özlüyoruz. Medyanın pompaladığı bu suni “Squall Line” paniğine inat, kendi havamızı, kendi huzurumuzu korumak galiba en doğrusu. Ne demişler; dışarıdaki fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun, içerideki havanız yerinde olsun!