Bir Ramazan ayının daha sonuna yaklaşıyoruz. Zaten Ramazan ayı böyledir; ilk birkaç günden sonra nasıl geçtiğini anlamazsınız. Tutulan oruçlar, kılınan teravih namazları, verilen fitreler derken hayatlarımızdan çıkıp gidiverir. Arkasında sadece Allah’ın bildiği sevap hazinesi bırakır bize. Ramazan her sene Rabbimizi hatırlatır; kulluk, merhamet, dayanışma ve kâmil insan olma yolunda bizi bir ay boyunca işler durur.
Tabii anlattıklarım, imanını korumayı ve kollamayı bilen insanlar için geçerlidir. Kalb-i selim olmayanlar ise bihaberdir; sadece seyircidirler. Allah onlara da bu ayın kıymetini bilmeyi nasip eder inşallah.
Gelelim, Ramazan ayında iftara yakın seyrettiğimiz TV programlarına…
Benim için TRT’deki iftar programları klasiktir. En sade ve en samimi iftar sohbetleri olayını TRT iyi bilir; program sunucuları özenle seçilir. Özellikle son 5 yıldır aynı isimlerin belli bir periyotla sırayla sunması keyiflidir. İftar ve sahur programcıları ayrıdır; ancak bu Ramazan, TRT rutini bozarak iki programı da tek bir isme, Serdar Tuncer’e emanet etti ve bence iyi de yaptı. Çünkü Tuncer’in gerek tecrübesi gerekse şairliği, seyirciyi hiç sıkmadan izletiyor kendini. Ayrıca bu sene Tuncer, programı daha da renklendirecek bölümler eklemiş. Bunlardan biri; geçmişte yaşamış İslam âlimlerinin bulunduğu coğrafyalara giderek, bu mübarek zatları yerinde anlatması. Aslında bu bölüm, Tuncer’in kendi kanalında sürekli tekrarladığı, “Selamün aleyküm erenler, ve erenlere gönül verenler, ve dahi erenlere gönül verenleri sevenler” cümlesine de cuk oturuyor. Benim gözlemlediğim kadarıyla Tuncer, âlimlere ve onların öğretilerine ayrı bir merak duyuyor.
Ancak bu yaklaşım, toplumumuzda artık değerini yitiren bir mevzu. Çoğu kimse bir din adamına ve Allah dostlarına güvenmiyor ya da güvenemiyor. Bunun temel sebebi, FETÖ denilen örgütün başı olan hainin bu ülkeye din üzerinden verdiği tarifsiz zarardır. Zaten son 20 yıldır halk arasında söylenen “hacı hocaya güvenme” cümlesi, bu hain yapı ile tavan yapmış oldu. Ne acı bir durum! Düşünsenize, koca milletin ağız birliği yaparak güvendiği ve saygı duyduğu tek bir öne çıkan din adamı yok; hatta bunun içinde Diyanet İşleri Başkanı bile yok!
Neyse, bunlar derin mevzular.
Ben Tuncer’e geri döneyim. Serdar Hocam, bu sene program içinde bir güzellik daha yaptı. Sosyal medya üzerinden yapılan çekilişe katılmak isteyenlere koyduğu kurallar harikaydı. Çekilişte yer almak istiyorsanız öncelikle sayfayı takip etmeniz, üç arkadaşınızı etiketlemeniz ve şöyle bir cümle kurmanız gerekiyordu: “Allah’ım ne olur bana değil de başka bir Müslüman kardeşime çıksın.” 🙂 Tuncer’in bu kuralı gerçekten harika. Bir Müslümanın hep kendini değil, başka Müslümanların iyiliğini de istemesi gerektiğini anlatan, müthiş esprili bir mesaj.
Son olarak, benim yıllardır ifrit olduğum bir durumu da sonlandırmış Tuncer. Biliyorsunuz, ulusal kanallar için varsa yoksa İstanbul’dur; haberlerin ve olayların %80’i İstanbul’da geçer. Bu durum, TV’deki iftar programlarının süresi için de geçerlidir: Program, ilk orucunu açan il ile başlar, İstanbul için iftar saati gelince şak diye biterdi. E peki İstanbul’dan sonra kalan iller ne olacak? Onlar es geçilirdi. İyi de o ilde yaşayanlar niye yok sayılır?
İşte bu saçmalığı Tuncer bitirmiş bu sene. İstanbul’daki iftar saatinde program bitmiyor artık, orucunu açacak son ile kadar yaklaşık 5 dakika daha devam ediyor. Böylece Çanakkale ve Edirne gibi sona kalan illerdeki vatandaşların gönülleri hoş edilmiş oluyor. Ben Çanakkale ya da Edirneli olsam Serdar Hoca’ya bir teşekkür mesajı atardım. 🙂
İçimden geçen odur ki Serdar Tuncer, yakın gelecekte çok daha saygın yerlerde Müslümanların gönlünü kazanmaya devam edecek inşallah.

