​Bugüne kadar Avrupa toplumlarının ne kadar dengeli vücut hatlarına sahip olduğunu ve ne kadar doğal bir güzellik standardı taşıdıklarını düşündüm. Ancak işin derinine indiğimde, bu mükemmellik arzusunun arkasında yatan insanlık dışı bir vahşetle karşılaştım: Öjeni.

​Tarih sayfalarını karıştırdığımda, 20. yüzyılın başlarında Danimarka, Norveç, İsveç, İsviçre ve Amerika gibi ülkelerin daha “kusurlu” gördükleri insanları nasıl hedef aldıklarını dehşetle öğrendim.

Yazının görselinde gördüğünüz adam, 20. yüzyılın başlarında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki öjeni (öjenik) hareketinin en önemli figürlerinden biri olan Harry H. Laughlin

​1910 yılında kurulan ve New York’ta bulunan Eugenics Record Office (Öjeni Kayıt Bürosu) kurumunun genel müdürlüğünü ve yürütücülüğünü yapmış. Laughlin, insan soyunu “iyileştirme” iddiasıyla hazırladığı zorunlu kısırlaştırma yasa tasarıları ve göçmen kısıtlamaları politikalarıyla Amerikan öjeni hareketine önderlik etmiştir. Yan yüzbinlerce masum insanının yokedilmesi ya da kısırlaştırılmasını sağlayan karaktersiz. İşte bu Laughlin gibi farklı ülkelerde öjeni katliamını yapan onlarca namussuz, Engelli, zihinsel olarak geride veya suçlu olarak etiketlenen binlerce insanı, sözde bir ırk ıslahı adına kısırlaştırıldı veya toplumdan tecrit edildi. Bu zulmün kralını ise Adolf Hitler yaptı; Nazi Almanyası döneminde 400.000’den fazla insan zorla kısırlaştırıldı. Bu ülkeler, kendi istedikleri elit nesli yaratmak uğruna nice hayatları hiçe saydılar.

​Ne yazık ki bu zulüm burada bitmedi. Bugün, yani 21. yüzyılda, bilim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte öjeni kavramı yeni bir kılığa bürünerek tekrar karşımıza çıkıyor. Eski çağlardaki gibi fiziksel olarak insanları ortadan kaldıramayacaklarını bildiklerinden, şimdi mecburen bu yeni ve sinsi yolu deniyorlar. Genetik verilerimizin sigorta şirketleri tarafından kullanılarak poliçe fiyatlarının yükseltilmesi veya işe alım süreçlerinde ayrımcılığa maruz kalmanız, bu yeni öjeninin sosyoekonomik hakları nasıl tehdit ettiğini çok net gösteriyor.

​Bu yeni öjenik dalganın Avrupalıların başına geleceği bir gerçek. Dünyanın hiçbir yerinde masumane bir kılıf altında insanları kobay faresi gibi gören ve zalimliği meşrulaştıran bir zihniyet kabul edilemez. Tarihte yaşanan bu acı tecrübeleri unutmadan, Avrupa halkının bilimin tüm insanlığın hayrına kullanılması konusunda daha uyanık ve sorgulayıcı olması gerekiyor.

Yazının sonunda “hak ile batıl’ın savaşı bu dünya” cümlesi üzerinden sizi tekrar derin bir düşünceye davet etmek istiyorum bile isteye efendim..

Tavsiye Edilen Yazılar