Benim üstadım Don Kişot’tur. / Roger Garaudy

0
642

Benim üstadım Don Kişot’tur. Yirmi yaşından itibaren kendime rehber edindim onu. İdealin gerçekten daha doğru olduğuna inanan Don Kişot’u. Hiçbir fırtınanın baş eğdiremediği o kahramanı…

Haklı bir davaya inanmışsanız bedeli ne olursa olsun, onun uğrunda sonuna kadar mücadele etmelisiniz. Bu arada her eyleminizin karşınıza çıkardığı her yeni durumu da göğüsleyebilmelisiniz. Öylesi durumlarda ne cesaretsizliğe yer vardır artık, ne de mesele üzerinde yeniden düşünmeye.

Benim açımdan dünyanın en büyük günahı, umutsuzluğa kapılmaktır. İman sahibi olma ise, fırtına ve kasırgalara rağmen sabaha ereceğinize ve günle buluşacağınıza inanmak demektir.

Gerçi, itiraf edeyim, şu an her şey aleyhimize işliyor. Yine de mücadeleyi sürdürmek lâzım. Kaliteli sadece onlarca adam bulsam, bu beni, yüz binlerce (tabirimi mazur görün) ahmağın etrafımda toplanmasından çok daha fazla teselli eder.

Zaman olur, insan bütün haz ve zevklerini, gücünü ve daha nelerini kaybeder. İşte o zaman kollarını bir kurtarıcıya açar, yani mistik bir hayata yönelir. Ama ben bu kucak açışın, bu yönelişin mistik bir hayatın içinde insanı pasifleştireceğine ve kaybolup gitmesine yol açacağına inanmadım.

Nitekim 19. yüzyılın en büyük adamı, şeksiz şüphesiz Emir Abdülkadir’dir*. Kendisi İbn Arabî’nin yolunda giden büyük bir mutasavvıftı. Aynı zamanda da büyük bir eylem adamıydı. Yüce gönüllü, oldukça misafirperver bir zâttı. Esir aldığı Fransız subayları evine davet edip onları ağırladığı olurdu.

Bu subaylar onun bütün geceyi ibadetle geçirmesine, ertesi günse gerçek bir general olarak orduları yönetmesine hayran kalmışlardı.

O hâlde sûfî hayat, eylemi dışlayan bir hayat değildir. Bence tasavvuf kendisini asıl eylemle gösterir. Mistik hayatın dışavurumu, eylemdir.

Kanaatim şudur: Eylemsiz bir mistisizm veya tasavvufî hayat, kupkuru bir kişisel tapınma içinde kaybolur gider; tasavvufsuz eylemse, hayvanca ve gaddarca bir eyleme dönüşür.

O yüzden benim hayatımın gayesi, işte bu mistik anlayışla eylemi birleştirmek olmuştur.

***

Don Kişot, o Ermiş Şövalye, paranın yeni bir hükümranlığının doğuşuna kucak açan bir asrın bütün kurumlarıyla, cesaretini ve umudunu kaybetmeksizin habire çarpışır. Öylesi bir asırda, korku ve ayıplanma nedir bilmeden yapılacak böylesi bir âlicenaplıksa, elbette artık sadece alaya alınmayla ve başarısızlıkla sonuçlanabilirdi.

 

[“Giriş” yazısı, Yaşanmış Şiir: Don Kişot, Roger Garaudy, çev. Cemal Aydın, Türk Edebiyatı Vakfı Y., 13-14 s., 2012].