Şiddetle içli dışlı hallerimiz ve medya..

0
65

Memleket son 2 yıldır sürekli artan şiddet olaylarını konuşuyor. Tv ler de tartışma programları,stüdyolarında ağırladıkları psikolog,sosyolog ve hukukçularla, şiddetin neden böylesine arttığını tartışıyor,sebeplerini ve şiddetin yıkıcı sonuçlarını masaya yatırıyorlar.

Sonra ne oluyor hiç!

Ne eğitimsel ne de hukuksal hiç bir adım atılmıyor. Anca lâf.. Anca lâf..

Bence şiddetin asıl kaynağı, popülerite ve raiting..

Bu iki unsur, gerek sinema sektöründe gerekse dizilerde başarıya giden yolun catışma ve şiddetten geçtiğini keşfeden yapımcı ve prodüktörler eliyle bize külliyen zarar olarak dönüyor. Hatta son dönem animasyon ve çizgi film sektörü de şiddeti aksiyonun içine tatlı tatlı yediriyorlar. Elbette ki hayatın içinde ne yazık ki şiddet,kan,cinayet ve türlü zalimlikler ve zulümler var. Fakat bunların varlığını, özendirici, teşvik edici ve suçu normalleştirici bir şekilde sunmak,toplumları asıl dezanformayana iten sebepler oluyor.

Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz ve Çukur gibi dizilerin bu denli raiting almasının temelinde, iyi karakterlerin kötüleri yenmek için silaha ve şiddete başvurması,sonunda da kötüleri alt etmesi yatmıyor mu?

Savaşçı ve Söz gibi dizilerde, terörle mücadele eden askeri kahramanların raiting olarak, Çukur ve Eşkiya dünyaya hükümdar olmaz gibi yapımların gerisinde kalmasının sebebi ise kuralsızca mücadele edememeleri.. Çünkü ordu,belli bir disiplinle suçu ve şucluyu yok etmeyi millet ve devlet adına gerçekleştiriyor. Dolayısıyla belli sınırları var. Fakat mafya,yeraltı ve çeteci zihniyetin içinde büyüyen iyiler ve kötüler,kendi varlıklarını ve çıkarlarını sürdürmek için olüyor ve öldürüyor.

Bu yukarıda bahsettiklerim şiddetin en net en bilinir sunumu. Bir de toplumda kadına karşı uygulanan baskı ve şiddet var. Genelde aile dramları türünde ki diziler, kadını sürekli aşağılar,ezer ve ağır baskılar altında gösteriyor. Çocuğunun babası belli olmayan kadınlar,zengin koca peşinde türlü entirikalar çeviren rollerde ki kadın tiplemeleri,aşk uğruna her batağa düşen kadın rolleri.. Elbette ki bu rol ve tiplemelerin kadınlar üzerinde bir özendiriciliği yok. Fakat normalleşme yani şiddetin kadın üzerinde hep var olduğunu kanıksamaya, bunun kadının doğasında kaderinde bir şekilde olacağını bilinçaltımıza kazımaya çalışan senaryo ve kurgular..

Çatısma her defasında şiddetin bir başka türünü arkasına takıp geliyor medya da.

Toplum son 15-20 yıldır şiddet eşiğini ve algısını ciddi anlamda yükseltti. Öyle ki bir şiddet haberine haber bülteninde rastladığımızda, çok normal görüyoruz. Fakat eğer bu şiddet,rutin şiddet haberlerinden farklı olarak canice ve despotça işlenirse kınıyor ya da bir takım sert tepkiler ortaya koyuyoruz. Örnek: Emine Bulut cinayeti.. Şuçun işlenme biçimi ve gerçekleşme anında, orada bulunan genç kızımız gibi etkenler olmasa,bu olay bizim için sıradan bir siddet-cinayet haberi olacaktı.

Sadece bunlar mı? Yani Film-dizi ve çizgi filmler mi bizi şiddete normal bir gözle baktıran? Hayır. Bir de bilgisayar oyunları var. Mesela az önce Facebook da denk geldiğim ve sponsorlu reklam veren Mafia City oyunu var. Bence Biz Mavi Balina’ya fazla odaklandığımızdan burnumuzun dibinde ki asıl suç ve şiddet oyunlarını kaçırıyoruz.

Bakın Mafia city tanıtımını nasıl yapıyor.. Diyor ki: “Hemen Gangester hayatına başla,sayısız saygıdeğer mafya babasına dönüş” Yani tamamen şiddeti,kötülüğü ve tehlikeli eylemleri övücü bir şartlandırma bu!

Bu karede polis, gangaster olmuş oyuncu kardeşimize bagajı aç diyor oyunun içinde.

Peki sonra ne oluyor?

 

Oyun, oyunu oynayan yeni ergen belki de 20 li yaşlarda ki gencimize polisi öldürmesi emrini veriyor. E şimdi bana söyleyin bunun Mavi Balina denilen oyundan aşağı kalır bir yanı var mı? Kanuna düzene karşı olup, düzeni koruyan bir polis memurunu öldüren ve bundan haz alan bir gencin, bu topluma ne vereceğini düşünüyorsunuz gerçek hayatta!

Bence Devlet Tv den önce bu bilgisayar ve internet kullanımı psiklog ve sosyologlar desteğiyle denetlemeli ve sınırlandırmalı. İlla bir vatandaşın kalkıp şuç duyurunu beklememeli. Bu konuda ne yazık ki hukuksal yaptırımlar da çok az. Hatırlasanıza.. Evlilik programları denilen çapsız ve hiç bir değeri olmayan yapımlara kaç yıl mahkum edildik? Toplumun çoğunluğu dayanamayıp “bitirin artık şu kepazeliği” dediği an da devlet yumruğunu vuruvermişti.

Bence sanal alemde de bir RTÜK vari oluşuma gidebilmeli. Tabi sanal RTÜK’te bu işte Psikolog,eğitimci ve sosyolog statüsüne sahip değerli isimler üzerinden denetlemeli sosyal medya’yı.

Şiddeti bitirmeyi değil ama en azından teşvik ediliciliğini ortadan kaldıracak bir denetim masası kurulması çok mu zor size göre?

Değil.. Hem de hiç değil.