Ses ve görüntüyü birbirinin üstüne oturtamıyorum bazen..

0
97

Günümüzde her ne kadar dış görünüş herşey anlayışı hakimse de, ses tonumuz ve hitabımızda sosyal ilişkilerimizde önemli bir rol oynar. Aslında temelde görüntü ve ses birlikteliği birbirini tamamlayanlardır.

Ses tonu, iletişim bakımından değerlendirildiğinde görüntünün bir tık önünde bulunur. Günlük hayatta iletişimi, insanoğlunun birbiriyle doğrudan irtibatını sağlayan en mühim gereç  olarak tanımlamak yanlış olmaz.

İletişim dışında ses,sanatsal olarakta önemli bir işlev görür. Müzik ve şiir türü insanın duygularını ifade etmede kullandığı en popüler ve sayısal anlamda daha çok insanın tercih ettiği sanatsal türlerdir.

Müzisyenler, şarkıcılar, yorumcular ve tabiki radyo programcıları seslerini bir meslek ve geçim kaynağı olarak kullanırlar. Özellikle radyo programcıları farklı ses türlerine sahiptirler. Bu sesler günlük hayatta pek rastlamadığımız insan sesleridir. Mikrofon sesi dediğimiz şey de budur. Özel seslere sahip insanlar, mikrofon başında konuştuklarında daha etkileyici bir ses algısı oluşturlar. Elbette radyocu’nun ses tonu kadar akıcı ve anlaşılır konuşması da ayrıca gerekli iki özelliktir.

2000’li yıllara gelinceye kadar radyo sunucularının dış görünüşleri hakkında bir fikrimiz yoktu. Çünkü hem radyocular görünmeme prensibine sahiptiler hem de kendilerini gösterecekleri bir mecra ( TV,gazete,sosyal medya ) yoktu. Radyo dinleyicisi olan her vatandaş, beğendiği programcıyı hayalinde ki bir simaya büründürür ve o olabileceğini düşünürdü. Fakat 2005 ten sonra radyocular,TV de boy göstermeye başlayınca ( Cem Ceminay,Okan Bayülgen,Beyaz ,Kadir Çöpdemir,vs ) “radyocu tipi gizliliği” ortadan kalktı. Ve yine sonra sosyal medya sayesinde artık tüm radyo programcıları tanınır hale geldi.

Bu tanınmalar,ilk başlarda büyük bir hayal kırıklığı yarattı dinleyicide. Öyle ya radyoda çok beğendiği sesin, çıktığı bedenle alakası yoktu. Cem Ceminay’ın sesi ortak tahminde, yakışıklı,uzun boylu esmerden bir beyefendi algısı oluştururken, gerçekte var olan Ceminay,kısa boylu,renkli gözlü ve Avrupai tipiyle şoke etmişti herkesi. Yine Kadir Çöpdemir de milyonlarca insanın hayallerini tepetaklak etmişti hiç istemsiz..

Tabi zamanla insanlar “bu adamdan bu ses nasıl çıkıyor” karmaşasından kurtuldu. Fakat günümüzde ben dahi, bazı radyocuların simasını yeni gördüğümde oldukça şaşırıyorum.

Bu şaşırmalarıma verebileceğim iki örnek var. Bunlardan ilki Doğancan Özadlı. Diğeri de Özay Şendir.

Doğancan’ın programını iki yıldır falan zevkle dinlerdim. Fakat yüzünü hiç merak etmemiştim. Derken birgün bir arkadaşım paylaştı fotoğrafını. Tabi ki ben şok. Kumral ve sıradışı bir yüz hattına sahip olduğunu hayal ettiğim adam, bildiğin bizim memleketin esmer delikanlısı çıktı. Ne yalan söyleyeyim Doğancan’ın sesi ve yüzü halâ oturmadı beynimde 🙂 ( Doğancan kardeş kusura bakma )

Diğer bir ses yüz uyuşmama hali de, Özay Şendir oldu. Radyo Viva’da program yapan Şendir’i de yine iki yıldır haber programcılğına tam puan vererek dinliyorum. Ve onunda yüzünü hiç merak etmiyordum. ( Belki bilinçaltımda gerçekle yüzleşmekten korktuğum içindir ) Ve tesadüfen onuda TV100 ekranlarında yaptığı programı izleyince tanıdım. Fakat ne yalan söyleyeyim Özay beni, Doğancan’dan daha çok şaşırttı. Oldukça kilolu, gözlüklü,sert bakışlı ve sakallı bir adamdan bu ince,naif,hiç kulak tırmalamayan, akıcı ses nasıl çıkıyor halâ anlamış ve alışabilmiş değilim 🙂 Şendir’in sesini ben hayalimde Enver Aysever vari bir tip olarak canlandırmıştım oysa..

Bana göre Özay Şendir’den çıkması gereken ses, Spor yorumcusu Cem Dizdar’dan çıkan ses olması lazım. (Bu arada Şendir ve Dizdar arasındaki benzerlik muazzam) Şimdi bana “nasıl bir mecburiyet olabilir ki? diye soranlar olur içinizde. Elbette ki öyle bir mecburiyet yok. Fakat yaşadığımız hayatta ses-görüntü uyuşmalarına göre olması gereken bu.

Şimdi tüm bu tespitlerden sonra, sesin,görünüme göre bizi daha çok etkilediği gerçeği ortaya çıkmıyor mu size görede?

Çünkü ses bizim duygu ve karşımızda ki kişiyle ,daha başat bir ròl oynuyor. Bu tespitlerime katılmayanlar için şöyle bir sağlama tavsiye edebilirim. Sevdiğiniz bir insanla ( anne,baba, arkadaş ya da bir dost ) 1 hafta hiç konuşmadan sadece WhatsApp üzerinden yazışarak iletişim kurmayı deneyin. Farkedeceksiniz ki o kişiyle olan tüm duygu trafiğinden mahrum kalmışsınız. Bunu da 1 hafta sonra tekrar sesli konuşmaya başlayınca anlayacaksınız.

Son tahlilde tespitlerimde ismi geçen herkese selamlar olsun,kolay gelsin..