Otobüs koltukları ve gençliğimizin istikbâl analizleri..

0
148

Bu akşam şahit olduğum bir olaydır. Üniversite hattında çalışan bir yolcu otobüsündeki yolculuğum sırasında, otobüse bir yaşlı bir teyzemiz, yanında küçük bir kız çocuğuyla bindi. Tabi milletimizin gelecek kuşağını temsil eden kız ve erkek üniversite öğrencileri, ellerinde 6 inç’lik telefonları, başlarına geçirdikleri devasa askı kulaklarıyla, bambaşka alemlerde sanal bir yolculuktaydılar o sırada..

Kimisi oturmuş, kimisi de ayakta yolculuk halindeler. Yaşlı teyzemiz ve torunu, otobüse bindikten hemen sonra, neredeyse hava boşluklarının bile dolu olduğu o toplu taşıma aracında,ancak bir iki koltuk mesafesi ilerleyebildiler. Teyzenin sağında ve solunda, koltuklara yayılmış vaziyette oturan kız öğrenciler, başlarını telefonlarından hiç kaldırmamalarından mütevellit, yaşlı teyzelerinin otobüste olduğunun farkında bile değiller.( Gerçi farkında olsalarda çok önemli değil ) Bu öğrencilerin bir arka sırasında, benim de oturduğum hizadaki koltuklarda, iki kız,bir de siyahi erkek öğrenci var.

Tabi ben, benim için bir saygı ifadesi olan yaşlılara yer verme davranışını da içinde barındıran ahlaki kültürü, zamanında gerek ailemden, gerekse gençlik çağlarımdaki toplumsal yaptırımlardan öğrendiğim için, teyzeye seslenip : “buyrun teyzecim” dedim. Bu arada yanımdaki kız öğrenci, ve zenci siyahi öğrencinin hemen yanındaki koltukta oturan kız öğrenci, olaya seyirci olarak katılıyorlar. Sonrasında teyze de beni görüp, bana doğru gelmeye çalışırken, o an da zenci erkek öğrenci de davranıyor yer vermek için. Tabi teyze arada kalıyor. Belki de kendini, yapacağı yolculuk boyunca ayakta gideceğine hazırlamışken, iki adam aynı an da kendisine yer vermeye kalkıyorlar…

Neyse devam edelim. Teyze o an da kısa bir tereddüt yaşadı oturacağı yerle ilgili. Bir iki saniyelik düşünme sürecinden sonra siyahi öğrencinin koltuğu daha yakın gelmiş olacak ki, siyahi öğrencini kalktığı koltuğa oturdu torunu ile birlikte. Tabi ben de halâ ayaktayım. Teyze çok memnun bir yüz ifadesiyle hem siyahi öğrenciye, hem de bana “sağolun” dedi.

İşte o an da, bu zenci gencin davranışı, yani yaşlı teyzeye olan saygısı beni çok etkiledi. Ani bir reflekse gencin omuzuna elimi koyup: “Teşekkürler arkadaşım..adamsın! ” deyiverdim. Gençte bana “eyvallah” der gibi bir bakış attı mahçup bir gülümsemeyle..

Benim ülkeme okumak icin gelmiş yabancı bir öğrenci, benim milletimin yaşlı bir vatandaşına, hiç düşünmeden yerini verdi. Üstelik benim ülkemin, aydın sınıfına gireceğine inandığım, eşşek kadar kızlar kıçlarını bir cm kıpırdatmazken.. ( Burada kız öğrencilerin erkek öğrencilerden daha vurdumduymaz olduğunun altını çizmem gerekiyor )

Bu durum gerçekten içler acısı bir durum. Ya hani “Şimdi ki gençler de çok saygısız canım” diye bir tenkit cümlesi var ya. İşte o cümle, bu konu için çok yetersiz bir niteleme! Daha ağır bir cümle kurulsa yeridir hani..

Tarihte “Kitap yüklü eşek” deyimini ilk kullanan kişi, şimdi ki nesli ve aydınlarını görse, “kendi dönemindekilerime çok ayıp etmişim” derdi kesinlikle.

Eğitilmemiş bir gençliğin, ülkesine verebilecekleri de sanırım çoğu beklentiyi boş’a çıkaracak… Tamamen konformist, kolaycı, hazırcı, milli şuurdan uzak, yüzü sadece teknik ve teknolojide değil, kültür olarakta batı’ya tam dönük,inanç anlamında, 3 kulhü 1 elham kadar bir bilgiye sahip olan bu gençlik, beni ciddi anlamda endişelendiriyor. ( Tabi çocuklarını gerekli donanımla yetiştirmeye gayret eden veliler istisnadır. Ne güzel istisnadır o ebeveynler ) Ki benim benim yaşım 40 ve böyle düşünüyorum, yaş’ı 60 ve üstü olan vatandaşlar ne kadar umutsuzdur siz düşünün!

Bu durumda, bu gençlerin bunca yetersizlikle ve bu boş kafayla yaşamalarının sebebini bir yere bağlamak gerekiyor. Sonuçta bu gençler, kendi kendilerine gelmediler bu yaşa. Şimdi kalkıp ailelerini eleştirseniz, aileleri bu durumun oluşmasında kendilerinin hiç bir katkılarının olmadığı savunurlar. Öğretmenlerine bir şey deseniz, öğretmenleri de : “evlerinde alamadıkları terbiye ve eğitimi biz mi vereceğiz kazık kadar coçuklara? ” derler. Ki bana göre de doğru derler. “Ağaç yaş iken eğilir” sözünü bilmeyen ebeveyn yoktur ama bu mantığın hakkını vermeye gelince, ortada görünmeyen anne ve babalarla dolu toplumumuz..

Tabi bu bahsettiğim ailelerin bu yetersizliklerinin altında da koca bir neden yatıyor. O neden de, ” biz ailemizde çok baskı gördük, çocuğumuz, bizim yaşadıklarımızı yaşamasın” düşüncesi. İlk bakışta çok samimi ve insalcıl görünen bu davranış modeli, ebeveynlerin dengeyi kuramamaları, vermeye çalıştıkları eğitimle, çocuğu özgür bırakmanın ortasını bulamadıkları için sonuç fiyasko..

Her istediği kıyafet, telefon, beslenme biçimi anında temin edilen bir gençten,gelecekleri adına nasıl bir beklenti içine girelebilir ki? O beklenti ancak kendini kurtarabileceği, iyi para kazanabileceği, hatrı sayılır bir makam ya da mesleki bir sıfat kazanmalarından başka bir şey değil.

Yani iyi bir insan olması, kazancını ne kadar hakederek kazandığı, yaşam tarzı, gelenek ve anenelerine bağlılığı, devletine ve milletine verebilecekleri gibi konularda hiç bir şey beklemeyen aileler..

Sıfır zorlukla büyüttükleri çoçuklarının bencil, empati ve merhametten yoksun, sadece ve sadece rahat para kazanmayı düşünen bir birey olarak toplum içinde yaşaması, uzun vadede bu ülkenin temelde olan tüm değerlerinin altına dinamit koymaktan başka bir şey değil!

Ben bir öğretmen, eğitimci ya da bir pedagog değilim. Fakat bu gerçekleri görmek için akademik bir kariyere sahip olmanız gerekmiyor. Milli bir şuura ve geçmişini bilmeye dayalı sadece bu gerçekleri görme olayı.

Ve şimdi,tüm bunlardan daha tehlikeli bir şeyden bahsedeyim size. Bu yukarıda bahsettiğim gençliğimiz, bundan bir 25-30 yıl sonra anne baba olacaklar. İşte onlardan yetişecek çocukları ve o çocuklara verebileceklerini düşünün şimdi. Ya da hiç düşünmeyin! Moraliniz bozulmasın! Zaten hangimiz göreceğiz ki o günleri di mi? Onlar düşünsün. Biz bir huzur evinde emekli maaşımızla yaşayıp gideriz zaten..

Kapattım mevzuyu.. Cut!