Nilgün hanımı anlamak, anlamamak ve ötesine dair..

0
217

Ben Nilgün Bodur’u pek sevemedim. Fakat benim Bodur hakkındaki bu hissiyatım, onu gözümde değersiz biri olduğunu anlamınıda çıkartmasın yazıyı okuyanlara. Topluma samimi olarak yaklaşan, topluma iyi bir şeyler vermek için gayret eden, bunu yaparkende cesaretini kaybetmeyen herkes değerlidir gözümde. Zaten Bodur, iyi bir şeyler yapmıyor olsa, bu yazıyı yazmaya da gerek duymazdım. Sizde bu yazıyı okumuyor olurdunuz şu an.

Bodur, hem içi çok dolu bir kariyere sahip olması hem de yaşanmışlıklarının ardından ulaştığı kişisel aydınlanmayı, çok açık bir yüreklilikle topluma sunabilme cesareti ile, ciddi bir alkışı en başından hakediyor zaten.

Fakat bir an da sosyal medyanın ilgi odağı olması,  piyasaya çıkardığı son kitabı ve kendini tanıtma biçimi ve bir takım hatalarıyla sosyal medyanın ona olumlu bakmasını sağlayamadı o dönem yazar. Hatta sosyal medya çok itici buldu onu. Fakat bu durum onun sosyal medyayı etkin kullanamadığı anlamına gelmiyordu. Bodur, kendisine olan bu negatif bakış açısını gayet akıllıca yaptığı hamlelerle ve dik duruşuyla, pozitif bir tanıtım lansman’ına çevirdi. Bu başarı, Bodur’un çok uzun yıllar kurumsal firmaların marka imajlarını belirleme tecrübesine sahip olması ve buna ilave olarak, sosyal medyayı etkin kullanmayı gayet iyi bilen bir kadın olmasınada bağlanabilir. Fakat ben Bodur’un kendi imajının pozitif bir şekilde halka yansıtamamasının sebeplerini biraz detaylıca irdelediğimde, en başta kendini yalnızca aldatılan ve ezilen kadınların sesi olarak lanse ettiğini gördüm. Halbuki Nilgün hanım, bu konumlama yerine içinde kadın-erkek ayrımı olmayan, insanların günlük hayatlarında, kendisiyle ve çevresiyle olan iç ve dış çatışmalarını baz alarak, bu sorunlara akılcı ama bir yandan da duygusal anlamda teşhis ve tedavi reçetelerine odaklansaydı.İstediği ilgiyi daha net görebilirdi diye düşünüyorum. Eğer bunu başarabilmiş olsaydı, şuan da yakaladığı popülerliğe belki çok daha önce ulaşmış olacaktı.

Diğer bir sebepse, kitabında geçen ve farklı düşünürlerce söylenen sözlerin sahiplerinin isimlerini belirtmeyişi, bu sebebe bağlı olarak da, çalıntı söz kullanmış durumuna düşmesiydi. İşte bu nedenle halk onu edebi bir hırsız olarak algıladı. Medyada bu iddiayı halka sürekli pompalıyınca, Bodur’un bu sıfatı tescillendi. Fakat Nilgün hanım bu iddiayı kabul etmeyerek, yaptının  bir çeşit “esinleme” olduğunu savundu.

Yukarıdaki nedenlerin dışında söylemleri ile ilgili, irili ufaklı bir kaç neden daha var.

Bunlar :

•Bodur’un düşüncelerini, sanki arkasından atlı kovalıyormuşcasına, aşırı bir seri konuşmasına dayaması

•Düşüncelerini ifade etmeye çalışırken çok uzun cümleler kurması

•Kadınlara verdiği tavsiyeleri sanki bir direktif verir gibi kullanması

•Topluma vermek istediği mesajları, ilginç hatta fantastik, biraz da esprili kelimer kullanarak boğması

Bizlerin Bodur’u ne demek istediğini anlamamız için yeterli manilerdi. Ve ne yazık ki bu sözlerin bizde yarattığı etki, ortalama 1-2 dakika içinde kayboluyordu beynimizde. Nilgün hanımın anlatacağı çok şey olduğu belliydi,fakat bizim onun sözlerini anlamak için bu kadar kafa yormamıza gerek yoktu. Onlarca tavsiyeyi 1 dakikalık bir instangram videosu içinde kullanmak yerine, 20 saniyede daha sakin bir sunumla, sağlam 3 tavsiye cümlesi verse daha anlaşılır olacaktı. Kulağımızın birinden aniden girip, diğerinden çıkmasına neden olmaktan ileri gidemiyordu Bodur’un cümleleri.

Ben Bodur’un instagram videolarını dinlerken yoruluyordum açıkçası. İzlediğim videodan sonra biri bana “ne anladın? diye sorsa, “en fazla iki cümleyi anladım. Onlarıda bir kaç dakikaya unuturum” derdim. Buna ilaveten Nilgün hanımın beden dilini hiç kullanamayan o yavan sunumu. Hep aynı saç modeli ile sanki yüzüne botoks yaptırmış da mimiklerini bu yüzden kullanamıyormuş gibi duran yüz ifadesi, mimik denilen önemli detayı atlaması bir yana, üstüne bir de yüzüne zoraki bir tebessümü takıp konuşması, Bodur’u ciddi anlamda itici hale getiriyordu. Hatta ben takibi bıraktım bu sebeplerden.

Bodur’un az zamanlara çok uzun anlatımlar sığdırmaya çalışması, vermeye çalıştığı mesajları, kurduğu süslü sözcükler ve enterasan benzetmelerle değersizleştirmesi kendi sonunu hazırlıyor gibiydi.

Fakat bugün, bir paylaşım sitesinde Bodur’un bir fotoğrafına denk geldim ve deyim yerindeyse şok oldum. Fakat olumlu bir şoktu bu. Bodur, saçlarını salmış ve sanırım ciddi bir şekilde kilo vermişti, üstelik makyajınıda tam ayarında yapılmıştı. Kısacası eski sıradan halinden eser kalmamış, Nilgün alımlı bir kadına dönüşmüştü.

Sonra merakımdan instagram sayfasına da baktım. Bodur gerçekten kendini baştan aşağı yenilemişti. Görüntü tamamdı. Fakat mimik ve konuşma üslubuda yenilenmeliydi. İnstagramdaki bir iki videosunda bu konularda da yaptığı bu ciddi değişime şahit oldum.

Bence Bodur asıl şimdi başlıyor yazarlık kariyerine. İçindeki tecrübe hazinesini alabilecek paylaşım sandıklarının boyutlarını da yeniden belirlemesi gerekiyor Nilgün hanımın. Yazarlık konusunda başarılı olmaya kendini proglamış bir kadın Bodur’un, acele etmezse emin adımlarla yürürse, takipci kitlesini iki ya da üç katına çıkarabileceğine inanıyorum ben.

Peki ben, o kitleye dahil olur muyum? inanın hiç bilmiyorum. Fakat  en başta söylediğim gibi Bodur, gerçekten hem  hemcinslerini hem de erkek milletini eşit anlamda kazanmaya çalışırsa, ve feminen yaklaşımlarını dengelemeye gayret ederse, ben de takip ve takdir kısmında, onu alkışlayan ellerin arasında olurum mutlaka.

Allah yardımcısı olsun diyeyim.