Kötülük neden kahramanlaştırılıyor diye, düşündüm biraz..

0
68

Son dönemde kafama çok takılan konulardan biridir “kötü karakterlerin kahramanlaştırılması”

Bu yüzyılın karmaşıklığı ile doğrudan bağlantılı bir konudur bu. Yani iyi ve kötü kavramlarının yeniden sorgulanmaya başlanması. Bundan önceki yüzyıldan geriye doğru gidilip Hz. Adem’in çocuklarına varıncaya kadar olan bölümde bile iyi ve kötü’yü bu kadar sorgulamamıştık. Bir şey, ya iyi,ya da kötüydü beynimizde. Kahramanlar hep iyilerdi bu süreçte. İyiye beyaz,kötüye ise siyah rangi tanımlayarak sürdürüyorduk yaşamlarımızı. Fakat bu yüzyıl,arada kalmışlarda eklendi bu gruba. Yani özünde iyi olan fakat belli şartlar sebebiyle kötülüğü yaşayan ve yaşatan tipler..

Üstelik artık bu arada kalmışlarda sevilip kahramanlaştırılmaya başlanıyordu artık. Renkleri ise Gri oldu. Ne siyah ne de beyaz olan Gri’lerin fanları oluşmaya başladı. Peki nereden doğdu bu griler?  Yani iyi ve kötü karakterler artık bizi heyecanlandırmıyor muydu? Sonunda hep iyilerin kazanması bizi sıkıyor muydu yoksa?

Bence sıkmıyordu. Fakat bir takım üst akılların arz’ı ve denemeleri doğrultusunda, tüm dünya toplumlarında,bu ses yankı buldu. Avrupa,dolayısıyla da AmerikAmerika’nın sinema üzerinden yaptığı bu denemeler,bize önce kötü karakterleri sempatik buldurdu. Yani iyi ve kötünün mücadelesinde iyinin yanında durmaya devam etmesine rağmen,kötü karakterin iyiyi çok zorlamasını ya da yine kötü karakterin komik olmasına sempati göstermeye başladık. İyi ve kötünün mücadelesinde kötü,geçmişte hiç bir dönemde olmadığı kadar sempatik gelmeye başladı bize.

Batı bunu bize önce,disney ile sundu. Yaptıkları çizgi filmlerde, iyi karakterin karşısında ki kötüyü, en az iyi kadar iyi ve komik çizdi. Tom ve Jerry meselâ..

Sevimli, küçük ama çok zeki bir fare ile İri yarı,çok kararlı, inatçı fakat fare kadar zeki olmayan bir kedinin mücadelesiydi bu. Fakat kötülük peşinde ki kedi( Tom ) fareden ( Jerry’den )  çok daha komikti. Artık Kediye bakınca,kötü bir kedi değil başrolü fareyle paylaşan sempatik bir kedi görüyorduk. Bu hâl, zamanla yönetmene Tom ve Jerry’i, aynı safta başka zorluklara karşı bir araya getirtti. Böylece ve iyi kötü kavramının belli şartlarda birlikte ortak hareket edebileceğini gördük.

Daha sonra bu kurgunun devamı,kendini bir çok çizgi film de gösterir oldu. Bug’s Bunny ve peşinde ki avcı, tweety ve peşinde ki kötü kedi( Sylvester )ve diğerleri..

Bu süreç içinde ise,başlı başına bir başrol karakteri olan Tazmanya canavarı’nı ayrı bir yere koyuyorum. Çünkü bu çizgifilmden öncekilerde başrol her zaman iyi’de türlü kötülük ve plan peşinde koşan kötüyse,iyi’nin yanında yardımcı başrôdeydi. Fakat Taz, fimde, bir kötü olarak başrolü alıyor, iyi karakterleri de yardımcı başrolde oynatıyordu. ( Daha sonra Taz, Tazmanya ailesi adı altında yeni bir seriyle, kötü bir canavardan, bir ailenin yaramaz bir erkek çocuğuna dönüşüyordu )

Ninja Kaplumbağalar’da ki Raks tedi ve bibap’da yine sevimli kötü olarak algımıza yerleşti. Kötüler,hem da komik hem de sempatikdi bu yapımda.

Red Kit’de ki Dalton kardeşlerin en kötüsü Joe çok sevimli ve akıllıydı. Gelin görün ki Avarel, Joe’nin bütün planlarını bozuyordu. Burdan çıkan anafikir, kötülerin hep kendi kazdığı çukura düşmeleriydi. Fakat Dalton kardeşler hiç bir zaman Red Kit’in önüne geçemediler.

Holywood,bu denemelerden sonra,normal sinema izleyicilerini de bu yönlendirmeye ve algı yönetimine tabi tuttu.

Terminatör filmi, bu yeni algı denemesinin ilk türüydü. Gelecekten gelen ve Sarah O’connor’ı öldürmeye niyetli robotumuz,kötü bir profili canlandırırken, serinin devam filminde Robotumuz 360 derece değişerek bir iyilik meleğine dönüşüveriyor. Oldu mu kötü,tepetaklak iyi?

Bir başka filmse,Maske.. Jim Carrey’in harika oyunculuğu ile hepimizin aklımıza kazıdığı filmde, pasif ve sıradan bir adamın, büyülü bir maskeyle birlikte komik bir süper kahramana dönüşüp kötü adamlarla alay ederek hezimete uğratması anlatılıyordu. Maske karakteri özünde iyi gibi durmasına rağmen,yaptıklarıyla lakayt,şımarık,bencil umursamaz ve benmerkezci bir kişilikti. Onu iyi görmemizi sağlayan şey, kötülerle girdiği mücadele ve komik olmasıydı. Yoksa kötüler olmasa,iyilerin başına belâ olacak bir kural tanımazın biri olacak,hatta zarar bile verebilecekti..

Yine Elm sokağı kabusu filminde ki Freddy Krueger’i hatırlayın. Serinin ilk filminde ürkütücü ve korkunç bir yaratık olan Krueger, zaman içinde sempatik bir kötü karakterine dönüştürüldü senaristlerce. Artık Freddy’nin oynadığı serilere, bir korku filmi gözüyle değil, Masum ve sıradan insanları,nasıl farklı yöntemlerle katledeceğini izlemek için takip ediyorduk. Freddy artık sempatik bir kötüydü.

Hulk’da ( Yeşil Dev) böyle bir karakterdi. Hulk, başlı başına bir vahşi hayvan zekasına sahip bir kötüydü. Fakat içindeki doktorun ruhu onu kontrol ederek kötülerle savaşmasını sağlıyordu. Hep iyi ve kötü iç içe geçiriliyor biz de kötüye artık normal bakıyorduk. Kötülerde iyiydi artık. Yani Gri’ler hayatımızda ki yerini sağlamlaştırıyordu bu filmlerle ve gerisinde ki algı yönetimleri ile..

Venom isimli karakter de bu grilerdendi. Bir dönem örümcek adama bulaşan bu kötü yaratık daha sonra, yeni bir yapımla başrol karakterine dönüşüyordu. Elbette yine kötülerle savaşarak. Venom, kurgusunu bir yönüyle Hulk ve Maske fimlerinin temel konusundan alıyor aslında. İçinde ya da dışında ki kötülüğü bastırıp,kötüyü iyi işlerde kullanma gayretinden..

Yine Alien ve Predator filmlerini  hatırlayın. İkisi de uzaydan gelen ve insanlığı bitirme gayretinde olan yaratıklar değiller miydi? Sonra ne oldu? Birbirlerini hedef aldılar. Ve biz iki kötü karakterin mücadelesinde Predator’un tarafını tuttuk. Neden? çünkü Predetör daha zeki ve insani gelmişti bize. Alien ise sadece vahşi bir yaratıkdı.

Ki bu filmin bir benzeri, yine “King Kong Godzilla’ya karşı” olmuştu. Biz Kong’u tutmuştuk çünki Kong’un duyguları vardı..

Bir başka örnek John Wick.. Kahramanımız kötüyken, hayatına sevdiği kadın için iyi olarak devam etmek istiyor.Fakat karısı ölünce ve sonrasında köpeği de öldürüldüğü için tekrar kötüler dünyasında bir iyi olarak devam etmeye çalışıyor. Yani o da bir çeşit gri oluyor artık. Kötülerle mücadesini iyi biri olarak sürdürmeye çalışan bir katil olan Wick’i ne yalan söyliyeyim bende feci takip ediyorum. ( Fimin devam serisine daha bir yıl var.. Bekliyoruz )

Arada senaristler bunun tersini de denediler. Meselâ Batman ve Süperman filmi buna örnektir. İnsanlığın iyiliği için mücadele ettiğine inandırıldığımız iki kahraman birbirine girdi. Dolayısıyla biz izleyici de ortadan ikiye bölündük. Çünkü ilk defa başımıza geliyordu böyle bişiy.. İki iyi neyi paylaşamıyordu anlamak zordu. Tabi filmin son bölümünde yine omuz omuza mücade ettiler ama yine de, iyi kavramına karşı bakış açımızın temeline ciddi bir kazma vurdular.

Ve işte bana bu yazıyı yazdıran Joker filmine geldi sıra.. Bildiğiniz gibi Joker, Batman filmlerinde,kahramanımızı feci halde zorlayan sinema sektörünün en kötü karakterlerinden biriydi. Yapımcılar onu da dönüştürme amacıyla yeniden sinemaya uyarladılar. Hiç kimse doğduğunda kötü değildi mantığıyla, Jokerin de mecburen bir kötüye dönüştüğü algısını yaratmak istediler bence. Evet doğru. Kimse doğduğunda kötü değildir. Fakat yaşamı boyunca insan geçirdiği zorluklardan sebep yanlışlara başlayabilir. Kendisine ve çevresine istemeden zarar verebilir. Fakat kötülük yapma fikri, bir tercih sebebidir. Yani insan mecburen kötü olmaz. Kötülüğü bile isteye tercih ettiği için “kötü” sıfatıyla adlandırılır. Tabi filme daha gidemedim. Ama Filmin tanıtım yazıları ve film üstüne yapılan yorumları düşündükçe, mesajın ve yaratılmak istenen algının ne olduğunu kestirebiliyorum.

Tüm bu anlattıklarımdan çıkarmanızı istediğim sonuçlarsa şunlar ; Kötülük artık siyah değil,gri renkle veriliyor bizlere birilerince. İyi ve kötü arasında kalmamız ve orta bir yolla ikisini de sahiplenmemiz ya da nötr olmamız bekleniyor birilerince. Kötülüğün bir tercih değil bir kader olduğu ve herkesin grileşeceği algısı yaratılmaya çalışılıyor birilerince…

Üst aklın yöneticisi Batı. Menfatleri doğrultusunda tüm dünya insanlığını,filmlerle ve dizilerlerle eline almaya çalışıyor. İyi ve kötü kavramının bulanıklaştırılması da bu ideoloji yüzünden. Hakem gözüyle bakamayacak, olaylara ve olgulara taraf olurken, sürekli kararsızıklar yaşayan toplumlar yaratılmak isteniyor. Bu da hiç bir konu da hem fikir olamayan ve ayrışan halklar anlamına geliyor. Örf adet, gelenek,ahlak ve din konusunda bile ortak bir platformda tek vücut olamayan insan yığınları yaratılmak istenen..

Allah tüm dünya insanlığını Avrupadan,Amerikadan ve elbette ki İsrail doğan siyonist,emperyalist ve kapitalist oyunlardan korusun diyeyim son cümlemde..