Koronalı bayramın birleştiriciliği üzerine..

0
115

Aslında o kadar açız ki gerçek anlamda birlik ve beraberliğe..
Bayrak sevgisine..
Millet sevgisine..
Ve insan sevgisine..

Bu akşam, Korona gölgesinde balkonlarında ve pencerelerinde İstiklal marşını okuyan belki milyonlarca vatandaşı görünce haber kanallarında, daha iyi anladım bunu..

Ve de aşırı duygulandım. Çocukluğumun hatırladığım dönemlerinden bu yana ( yaklaşık 35 yıldır ) Resmi bayramlar genel manada, günün erken saatlerinde, Anitkabir’de, meclis’in Cumhuriyet resepsiyonlarında; okullarda ve her şehrin ana meydanlarında, günün anlam ve önemini belirten konuşmalarla; geçit törenleri ve bir kaç folklõr ekibinin gösterileriyle bir saati geçmeyen rutin bir araya gelislerle kutlanır, sonrasında hemen hiç kimsede bayram coşkusundan eser kalmazdı.

Sürekli aynı şekilde organize edilen tören biçimleri, insanlarda ekstra bir heyecan yaratmaz, sanki günün manasına ait o ulvi keyfine vardıramazdı.
Hele ki 23 nisanlar, sanki hep bir oldu bittiye getirilirdi. Oysa 23 nisan’ın pek mühim iki ayrı önemi vardı. Bunlardan ilki, kendi kendini yönetmeye karar vermiş bir halkın, tam bağımsız ve özgürce yaşayabileceği bir vatanın çatısını, Türkiye Büyük millet meclisi adını verdiği,ve içine milyonlarca vatandaşın sesini doldurduğu kutsal bir mabet kurmasıydı. İkincisi de, Gazi Mustafa Kemal’in istiklali ve istikbali emanet edeceği geleceğin neferleri olacak çocuklara şimdiden onore edecek bir bayram hediye etmiş olmasıydı..

Ben onlarca yıldır bu 23 nisanın tam anlamıyla kullanmadığı kanaatine varmışımdır hep. 23 Nisan 1920, en az Cumhuriyet Bayramı kadar derin manası olan mesajlar verirdi çünkü bize. Bir millet kendi kendini yönetmeye karar vermiş olmasa, Cumhuriyet dediğimiz tüm zamanların en iyi yönetim sistemine geçebilir miydi hiç?

Bizim milletimiz için hem dini hem de milli bayramlar eşit değerdedir her daim. Fakat dini bayramların kutlama sıklığı ve bir araya getirme özelliği daha fazla olduğu ve geçmişi 1500 yıla dayandığı için daha çok aktivite ve eğlence içerir. ( Gerçi son 15 yıldır dini bayramlar da tatil ve deniz kenarı anlamı taşıyor )

Milli bayramlar ise, günübirlik tatilleri kapsayan sınırlı kutlamalar içerir. Bence milli bayramların da hem gün,hem de etkinlik anlamında sayısal anlamda güçlendirilmesi lazım. Özellikle de 23 Nisan ve 29 Ekimler için geçerli bu dediğim. Eee 19 mayıslar ve 30 Ağustos’lar yetim mi? diye soranlarınız çıkacaktır içinizden. Tabi ki de yetim değiller. Fakat içlerinde taşıdığı manaya bakıldığında 23 Nisan ve 29 Ekimle kıyaslandığında sıralamada biraz geriden geliyorlar diye düşünüyorum. Ya da tüm resmi bayramlar iki gün tatil olup, 1 haftaya yayılan ve toplumun çok büyük bölümüne hitap eden etkinliklerle zenginleştirilmeli. Buna ücretsiz toplu taşıma, geceleri şehir merkezlerinde yapılacak konser ve etkinlikler, indirimli ya da ücretsiz müze ve bayram içeriği ile yazılmış tiyatro gösterileri, çocuklar için oluşturulmuş ücretsiz lunaparklar eklenebilir.

Nasıl fikir ama? Böyle kutlanmaya başlansa resmi bayramlar, daha birleştirici, dönemin ruhunu daha kavratıcı ve dahi keyifli olmaz mı bu millet için?

Bence korona gölgesinde geçen bu süreçler bizi, gözümüzde bir miktar değer kaybı yaşayan devlet kurumlarına daha sempatik bakmaya ve kıymetlerini bilmemizi sağladı. ( Özellikle devlet kurumlarına, Sağlık bakanligi, Milli eğitim, emniyet teşkilatı )

Onların aslında bizim için ne kadar hayati olduğunu daha iyi kavradık. İşte bunlar hep Korona musibetinin bize kazandırdığı güzel yaklaşımlar oldu.

Sizi bilmem de benim bu korona’ya teşekkür edesim geldi.Evet 2.500 eve ateş düştü ve o ateş yalnız düştüğü yeri yaktı. Fakat belki bu musibet bizim milletçe böylesine bir araya getirmesiyle de önemli duygulara vesile oldu, birleştirici güç oldu.

Teşekkürler Korona. Kayıplar için değil ama kazandırdıkların adına..