Şahsiyetiyle öten eşya; Düdüklü tencere

0
106

Düdüklü tencere..

Karakteristik bir imaja sahip,fonksiyonel, faydacı ve disiplinel manâda en çok saygı duyduğum mutfak eşyası. İcat edildiği tarihten bu yana kadınların mutfakta en saygı duyduğu dost.

Onu özel kılan en büyük özelliği ise zamandan ettiği tasarruf. Modernizmin insana sağladığı en büyük avantaj ise hep dert yanılan zamansızlık kavramını minimize etmesi. Bu avantaj sayesinde ortaya çıkan artı zaman, kadının en azından mutfak dışında farklı işlere girişebilmesi ni ya da bir keyif kahvesi içebilmesine olanak tanır.

Yalnız enterasandır biz bu çok şahsiyetli eşyaya “düdüklü tencere” adını vermişiz. İngilizcesi pressure cooker yani basınçlı tencere. Ortada olmayan bir düdüğü bu eşya ile birleştirip ona isim koymamıza ise içinde çok yüklü miktarda basınç biriktiren tencerenin (120 derece falan sanırsam) fazla basınç sebebiyle patlama ihtimalini bertaraf etmek için küçük delikli bir aparat sayesinde işini sorunsuz yapması karşısında bizim ona verdiğimiz isim düdüklü tencere olmuş. Basınç tahliyesi sırasında çıkan fısss ve buna sesi duyan o dönemin kadınları,bu harika alete düdüklü tencere deyip çıkmışlar işin içinden. Halbuki işin büyük kısmını yapan kilitlenen kapak..

Kilitli tencere yerine düdüklü denmesinin sebebi şu meşhur algıda seçicilik özelliğimiz olsa gerek. İşin şov kısmını yapan o basınç tahliye deliğinin, sanki tüm işi yapanın kendisiymiş manası taşıyan fıslama sesi, bizim aslında gerçek ustayı tanımamıza engel olmuş.

Yemeği pişirenin düdük olmadığını mantıken bildiğimiz halde,yine de düdüğü kahramanlaştırmamızın nedeni kesinlikle düdüğün kendini harika pazarlamasından başka bir şey değil. Bir düşünsenize yakın bir dönemde düdüklü tencere dediğimiz eşyanın geliştirildiğini ve bu fıslama ya da ötme sesinin ortadan kaldırıldığını. Acaba o gün yurdum kadını ona düdüklü tencere demeye devam eder mi? Düdüğün değil kilitlenen kapağın usta olduğuna saygı duyup düdüklü yerine artık kilitli tencere der mi?

Bence o gunde demez. Kesin başka bir yurdum ev hanımı çıkıp alakasız bir isim bulur. Meselâ havalı tencere diyebilir. Yemeği hızlı pişirmesinden kaynaklı tez pişiren tencere gibi çok uzun fakat manâ olarak çok uygun yerel bir isim verebilir.

Düdüksüz tencerelerin erken emekli olmasının bir numaralı müsebbibi olup,basınçlı tencereyi dünya kadınlarının hizmetine sunan Denis Papin’i de yadetmeden geçmek olmaz şimdi..

 

1682 İngilteresinde bir Nisan akşamı bir evde soylular sosyetesinden bir kesim yemek yiyeceklerdir. Yemekleri popüler bir Fransız mucit olan 35 yaşlarındaki Deniş Papin yapar. Yalnız yemekleri normal tencerede değil son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde emniyet vanası olan bir tencerede pişirir. Papin, gazlarla ilgili ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle’nin asistanıdır ve kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama noktasını yükselten bu buluşunu 1679′da gerçekleştirir. Tabi tencereye yaptığı  yemek çok beğenilir ve ünü tüm ülkeye yayılır. Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye hazırlananlar, tencere patlayınca büyük bir facianın eşiğinden dönmüşler. İşte bu kaza düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına yol açmıştır.

150 yıl  aradan sonra bizim meşhur Napoleon Bonaparte, ‘’Bir ordu midesi üzerinde hareket eder’’ sözü çerçevesine  bağlı gelişen para ödüllü bir sağlıklı yemek yapma yarışması düzenler. Yarışmaya katılan Fransız şef Nicholas Appert, Papin’in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere yapar ve yarışmayı kazanır. İşte o basınçlı tencere ( biz de düdüklü ) o günden beri hayatımızdan çıkmaz.