Devran Çağlar’ı Antonio Salieri’ye benzetmişimdir hep..

0
311

Devran Çağlar hayatını kaybetmiş..

Allah rahmet eylesin. Devran Çağlar benim çocukluğumda, o günün saf arabesk müzik türünün meşhur isimlerindendi. Bülent Ersoy’un yürüdüğü yolda ( cinsiyet değiştirme arzusu ) ve Ersoy tipinde bir ses’e sahip, genç bir adam.

O dönemlerde yani 1980 li yıllarda cinsiyet değiştirme gibi radikal bir şey’e kalkışmak, büyük cesaret işiydi Türk toplumunda.

Muhafazakar ve hatta dindar Türk halkı,böyle durumlarda böyle insanlara sert tepkiler gösterir ve kadınsı hareketlerde bulunan erkekleri dışlarlardı.

Bu dışlamalara en çok maruz kalansa, Bülent Ersoy’dur hiç şüphesiz. Hem halk hem de devletin ciddi olumsuz tepkimeleri karşısında dışlanmıştır.

Bu vaziyette Ersoy’un yanında duranlar ise yalnızca hayranları ve magazin gazetecileri olmuştu. Bu arada medya derken,sadece bir kaç gazetenin magazin servisinden bahsediyorum ( O zaman sosyal medyaymış,internetmiş,radyoymuş,uydu yayını falan yok elbette. ) Bülent Ersoy türlü baskılara ve dışlamalara rağmen direnip cinsiyet değiştirmeyi başarınca,kendini kadınsı bulan ve Ersoy’a benzer ses rengi olan bir çok oğlana da örnek teşkil eder olmuştu.

Onu örnek alan oğlanlardan biri de, Devran Çağlar’dı. Devran’ın sesi ve müzik tarzı da Ersoy’un bire bir benzeri olunca, onunda önü açılmış oldu. Gazinolarda çıkmaya başlayınca ünü hızla yayıldı.

 

Bu yayılmaca ile bir kaç sinema filminde oynamayı başardı Çağlar. Bu arada Devran, ablası yaşındaki Bülent Ersoy’dan hiç bir destek de göremedi. ( Bülent Ersoy Devran’dan 11 yaş büyükmüş baktım şimdi ) 

Devran Çağlar, Bülent Ersoy benzerliği o günün magazin medyasına “Bülent Ersoy’un veliahtı Devran Çağlar” gibi manşetler attırıyordu artık.

Fakat Ersoy,bundan pek memnun olmadı. Devran’ı görmezden geldi. Ben bu noktada Ersoy’a hak veriyorum aslında. Çünkü Bülent Ersoy yaşadığı dönemin tüm sıkıntı ve zorluklarını tek başına göğüslemişti. Veliaht tayini, bu kadar kolay olamazdı. Üstelik hiç bir zorluk çekmeden sırf bir benzerlik hatrına Devran’ı bir üst lige çıkaramayı uygun görmedi. Bu millete bir Bülent yeter diye düşünmüştü muhtelemelen ( ki bir tane yetti de arttı bile diyebilirim! ) 

Devran artık yalnız kalmıştı. Tabi Devran’a elini uzatmayan Bülent Ersoy’un tavrını gören magazin basını da,Devran’a olan ilgisini çok ciddi oranda azalttı.

İşte tam bu noktada Devran’ın strateji değiştirmesi gerekiyordu. Yani Bülent ablasına bire bir benzemek yerine,belki imaj değişikliği belki de farklı bir müzik tarzı yakalayabilirdi. Ne biliyim belki halk müziği belki hafif sözlü batı müziği gibi. Fakat Devran bu denemeler yerine,ipteki ikinci cambaz’ı oynamaya çalışıyordu sürekli. Buna, bir koltuğa iki karpuz sığdırma gayreti de diyebiliriz. 

1990 larda patlayan pop furyası,dönemin arabeskçilerinin itibarını ve popüleritesini düşürmeye başlamıştı. Türkücüler ve Arabeskçiler bu sebeple yeni bir tarz yakalama arayışına girdiler. Bu tarz pop olamazdı çünkü ses renkleri uymuyordu. Ve sonunda o geçişi sağlayacak o tür bulundu. O tarzın adı Arabesk-Fanteziydi. Daha hareketli bir alt yapısına sahip,pop’u çağrıştıran bir takım tınılarla bezeli “soft arabesk’ demekte mümkündü bu tür’e.

İbrahim Tatlıses, Bülent Ersoy gibi isimlerin başını çektiği grup, bu modaya ayak uydurmayı başardılar.Tatlıses, “bende isterem” ve “dam üstünde un eler tombul memeler” gibi Bülent Ersoy’da “sefam olsun” ve “yananı görür Allah” gibi şarkıları piyasaya sürünce popülerliklerini de yeniden kazandılar.

Tabi Arabesk-fantezi grubu, yeni isimler de kazandırdı memlekete. Muazzez Ersoy Kibariye,,Güllü gibi isimler de artık birer stardı. Arabesk-Fantezi grubunun yeni erkek vokalleri ise bir dönemin Prestij müzik kardeşlerinden oluşuyordu. Mahzun Kırmızıgül,Özcan Deniz ve Alişan..

Arif Susam,Nejat Alp ve Ümit Besen gibi isimlerse bu yeni tür’e ayak uyduramayınca piyasadan çekildiler. ( Ümit Besen sonradan Müslüm Gürses ve Kibariye gibi sempatikliğini kullanıp kendini yenilemeyi başardı o ayrı ) 

Bu arada 1990 ların başında, artık eğlence mekanları da şekil değiştirmeye başlamıştı. Pavyonlar,bar’lar,diskolar ve gece kulüpleri gibi yeni mekanlar türemişti. Devran da herkes gibi bu dönemde Arabesk-Fantezi’ye kaydırdı yönünü.

Fakat Ersoy bu tarz’a ondan önce geçtiğinden yine ikinci planda kaldı. Ve popüleritesi iyice eridi. Onu artık Televoleler’de yılda bir yapılan “o ünlü şimdi nerelerde” bölümlerinde görüyorduk. 

Devran Çağlar’ın durumu bana, her zaman Bethowen’in gölgesinde kalan Antonio Salier’i hatırlatır. Hatta Avrupa’da kullanılan bir tabire’de isim babası olmuştur Salier’i.

En az Bethowen kadar iyi bir müzisyen ve piyanisttir. Salier’i, bu durumda ki rahatsızlığını “Bethowen olmasaydı onun yerine ben olacaktım” diyerek anlatır ve Bethowen’i hiç sevmez hatta çekemezdi.

Tabi Salier’i, Devran gibi taklit durumuna düşmemişti toplumda. İşte Devran da,önünü kesenin hep Bülent Ersoy olduğunu magazin basınına verdiği demeçlerde üstüne basa basa tekrarlardı hep.

Fakat bu işler de nasip kısmet meselesi.. Belki Bülent Ersoy olmasaydı da yine ünlü olamayabilirdi Devran. “Kesin ünlü olurdu” diyemeyiz bu yüzden.

Bu arada yazıyı yazarken rahmetli Devran Çağlar’ın fotoğraflarına göz attım. Ve şunu gördüm ki Devran Bülent Ersoy’dan 10 kat daha güzel bir dönüşüm geçirmiş estetik olarak. Tabi bu kıyası, Devran’ın Ersoy’dan 11 yaş küçük hali üzerinden yaptığımında altını çizmemde fayda var. Çağlar yaşasaydı ve Ersoy’un yaşına gelseydi,daha birebir bir kıyaslama olacaktı. 

Neyse..

Devran Çağlar, bir döneme,öyle ya da böyle bir iz bırakmış önemli bir şarkıcıydı. Sevenlerine baş sağlığı dileyip, Allah’tan kendisine tekrar rahmet etmesini dileyerek bitiriyorum yazımı.