Geçe kalınarak yapılan acımtırak düşünce konsantrasyonuna “gece” denir. / Tevfik Sadi

 In EYLÜL 2018, GEM e-fanzin

Gecenin başka işi yoktur zaten. Sizinle oturur durur. İşte gecenin işi de aslında tam olarak budur. Bu arada hemen yazının başında gecenin kısa bir tarifini yapalım. Geç’e kalınarak yapılan acımtırak düşünce konsantrasyonuna “gece” denir. Uykusu kaçanların, derdi depreşenlerin, bebek pişpişleyenlerin, vatanı bekleyenlerin her daim dostu, arada yoldan çıkarıcısı ve genel anlamda en sadık dostudur. Geceyi gündüz gibi kullananlar için gerçekten başka bir alemdir bu geceler. Tütün meraklılarının bir bo… varmış gibi üstüste tüttürdüğü dumanlar, her yere sinen o izmarit kokuları, belki de bir müsvedde kağıt’ı ve bir tükenmez kalem eşlik eder geceye ve tüm müdavimlerine.
Bunlara ilave olarak bir de gececinin olmazsa olmazlardan olan radyo ya da bir teyp, oturulan odanın bir köşesinden seslenir melankolik tınılarla.

Peki gece, insanın halet-i ruhiyesine nasıl dokunur?  Valla bu konuda benim nacizane fikrim, gecenin bu işi  yalnızlık ve sessizlik unsurlarını bir silah gibi kullandığıdır. Terkedilmişleri, özleyenleri, sıla hasreti çekenleri, öteki aleme göçenlerin yakınlarını, parasızları, evsizleri, evlileri, gazlı bebek ebebeynlerini, aşıkları, berduşları, yolsuzları, yolluları, poşetçileri, yolcuları ve tüm dertlileri bağrına basan sadece o karanlık yurt vardır. Yani Gece…

Şimdi gelin geceye biraz daha ufak çaplı tanımlamalar yaparak devam edelim.

Geç’e kalıp erken hesap yapamayanların sesidir gece.

Belki milyarlarca aylağın pireyi deve yapmak için zorladığı bir toplu beyin mesaisidir gece…

Gönül mesaisi yapmaktan yorulmayanların dertli türküsüdür, gece…

Düşenin, düş’e dalanın, düşünceye doymayanın, düşerken sarılacak yılan arayanın, düşenin dostu olmaz’a inanananların sancağıdır gece…

Peki ya gece olmasaydı diye sorsam şimdi size bunca örneğin üstüne? Ne cevap verirdiniz? “Milyarlarca insan ölür” diyeniniz de çıkardı bence, “gündüzünü gece yapıp mesaisine devam eder” diyeninizde.

Bence de öyle aslında. Yani bir arılar bir de geceler olmazsa dünyanın sonu gelmiştir derim ben.

Mesela bir de “gececi” kavramı var. Bu sıfat geceye özel kullanılan bir tanımdır. Düşünsel baz’da geceleri enine boyuna kullanan kitleyi kısaca sembolize eden bir ibaredir.

Gececiler geceye nöbet tutanlardır. Ama gündüzcü sıfatı hiç bir özel zümreyi tanımlamaz. Çünkü gündüz sadece gündüzdür. Tüzeldir tüm insanlığın karman çorman birbirinin içine girdiği, gizsiz, alâlede bir zaman dilimi.

Gececi olmaksa beynen çok zordur. Beynin aşırı ısındırılması sonucu devrelerin, pardon! yüzlerce hücrelerin toplu intiharıdır.

Velhasıl gece işte budur. Ve başka işi yoktur. Gece, saatin 3 ünün 4 ünün 5 inin meydanlarda ne olursan ol gene gel edasıyla etrafta gezinmişliği vardır.

Gece ile başlar dudaklardan dökülen en içten kelâmlar. Sonrasında kağıtlarda şahit tutulunca adı şiir olur. Bu saatte yazılan şiirlerin %90 ı liriktir. Kalan %10 da satirik ve didaktik karışımı bir şeydir.

Ben meselâ bu aralar satirik türden yazıyorum. Dünyanın eleştirilecek huyları arttıkça benimde taşlama yapabilme yeteneğim gelişiyor.

İşte geceler böyle yazdırıyor gece gece. Yazdırdıkça daralıyor. Daraldıkça kısalıyor insanın ömrü. Ömründen giden ömürler buradan bizim köye yol oluyor.
E o zaman haydi hayırlı geceler…

-Tevfik SADİ